|
"Bir şehrin delileri o şehrin
kimliğine ve kollektif
hafızasına ilişkin pek çok ayırt
edici özelliklerin de
taşıyıcısıdır."
DELİ GAFFAR
Dı Mele Gıdik...
Kurban Bayramı arefesindeyiz.Her
evin bahçesinde bodrumunda
kurbanlıklar konulmuş bayram
sabahını bekliyor. Deli
Gaffarların komşu bahçede de bir
gıdik var kurbanlık olarak.
(Malum memlekette keçi yavrusuna
gıdik derler). Gıdik başına
gelecekleri anlamış gibi gece
boyunca bağırır çağırır kimseyi
uyutmaz. Deli Gaffar artık
çileden çıkar. Sabah ilk iş
bahçeye iner ki gıdiğin
hakkından gele.Bide ne görsün
gıdikin kafa bir yerde gövde bir
yerde dil dışarıda dişler
sırıtıyı. Keyiflenerek bağırır
gıdiğe
"Dİ MELE GIDİK .NİYE MELEMİSİN"
Malatya'mızda söyleyecek sözü
kalmayana yada lafın altında
kalıp cevap veremeyene bir
özdeyiş gibi Dİ MELE GIDİK
derler.
Şen olasın Malatya...
Bu hatırayı tecde.net
takipçilerinden Ahmet Sevim
isimli hemşerimiz mail ile
gönderdi..Teşekkürler Ahmet
Bey..
LEBLEBİCİ MEMET
Sene:1962..
Yer:Malatya merkezinde bir cami
Bir cuma günü cuma namazı
vaktinde camide herkes huşu
içinde ezanı beklerken,kapıda
bir adam dikildi.
- Ula sahtekarlar,ula
riyakarlar,ula yalancılar
sizi...
diye cemaate hakarete
başladı.Adam durmadan hakaret
ediyor,kimseden ses
çıkmıyordu.Cemaat içinde yürekli
bir genç sinirden titremeye
başlamıştı.İçinden:
"Boşver,dünyada müslüman yalnız
ben miyim?Herkes hakkını
savunsun.Elbet ya kendiliğinden
susar,ya da sustururlar."
diyordu.Ama ikisi de
olmuyordu.Herif daha büyük bir
cür'etle sövüp saymaya devam
ediyordu:
- Hepiniz yalancısınız,başınızı
yere goyup kıçınızı havaya
dikmeklen Allah'ı mı
gandıracaksınız?Hepiniz
sahtekarsınız,hepiniz
riyakarsınız...
Cemaatin içindeki duyarlı genç artık dayanamıştı.Yerinden fırladığı
gibi herifin yakasına
yapıştı,dışarı sürüklemeye
başladı..Allah ya o herife
verecekti ya da o gence..Genç
adam O'nu sürüklerken herif bir
yandan da içeriye bağırıyordu:
- Bu genç hariç hepiniz
sahtekarsınız,hepiniz
riyakarsınız..Pis herifler
sizi..
Yaka paça avluya çıktılar,genç
adam herife sert bir ses tonu
ile sordu:
- Ulan,sen bu cemaatten ne
istiyorsun?
O da cevaplamaya başladı:
- Kızma garddaş,gözel gözel
gonuşağ hele.Sen beni tanımıysın
etmiysin,bana LEBLEBİCİ MEMET
diyler.Adım "Deli" ye
çığmıştır..
Genç adam biraz ferahlamıştı."Demek ki deli bildikleri için ses
çıkarmamışlar." diye
düşündü.Yakasını bırakmak
üzereydi ki herif yine konuşmaya
başladı.Haklı olduğunu
ispatlamaya çalışıyordu.Gence
sorular sordu:
- Burada yaklaşık ikkibin gişi
var mı? Hele söyle sana ne
diyem?
Genç:
-Vardır herhalde..
Leblebici Memet:
- Diyek ki bunların ikiyüz
kişisi beni tanır.Bunlar cami
içinde gonuştular mı? Yani beni
tanıyanlar tanımayanlara : "Adam
delidir,aldırmayın,söylenip
dursun.." felan dediler mi?
Genç:
- Demediler herhalde..
Leblebici Memet lafı gediğine
koyar:
- Eeee,demek ki şunların çoğu
beni bilmiyi.Kendilerine haksız
yere bu kadar hakaret
ediyim.Niçin senin gibi birisi
çıkıp da yakama
yapışmıyı,bunların alayı
sahtekar değil de ne ya Garddaş
?
___________________________________________________________________
Leblebici'nin hoş bir olayını
daha anlattılar.
Malatya'da kendi halinde mülayim bir adamın şirret bir karısı
varmış.En az 15-20 namuslu
kadını yoldan çıkarmış..Bunu o
civarda oturan herkes de
bilirmiş..Günü gelmiş,bu kadın
ölmüş.Cenazesini camiye
götürmüşler.Malum ya,biz
müslümanlar her ölenin
arkasından "İyi bilirdik.."
demeyi alışkanlık haline
getirmişiz ya,acaba yine mi öyle
olacak?
Mülayim adamın şirret karısını
musalla taşına koymuşlar,Hoca
cenaze namazını kıldıracak ya..
- Eyy cemaaaattt...Merhumeyi
nasıl bilirdiniz ???
Daha kimse ağzını
açmadan,LEBLEBİCİ cemaaatin
içinden kenara fırlamış..
- Haydin ula buna da "Eyi
bilirdik." deyin ki sizin eşşeg
oğlu eşşeg olduğunuzu
anlayayım..
demiş..
İBALI
Zamanında Malatya Sümerbank fabrikasında çalışan İBALI adında bir
deli varmış.Bir gün O'nun bez
çaldığını kapıya ihbar
etmişler.Bizzat müdür aramada
bulunmuş.
Bakmışlar ki İBALI karşıdan geliyor,hamile kadınlar gibi
şişmiş.Gömleğinin altından
beline o kadar bez dolamış ki
yürürken tısır tısır ediyor.Tabi
arama esnasında kemerini çözünce
iş meydana çıkmış.
Müdür:
- Bu ne?
demiş..
İBALI kendinden emin:
- Ne olacak,köynegimin
ucuuuu...
Müdür çekmeye başlamış.Çektikçe köyneğin ucu geliyor,İbalı da kendi
etrafında dönüyor.Sonunda bunun
köynek ucu olmadığını o da
anlamış olacak ki bir yandan
dönüyor,bir yandan da
söyleniyormuş:
- Uuuuyyyyy...!? töbe
töbeeeeeee...?Bu bezi de belime
kim doladı ki? Sağ olasın Müdür
Beg, eyiki buldun,yoksa heç
yoktan adımız hırhıza
çıkacaktı...
AZZET BACI
Malatya'ya trafik lambalarının yeni takıldığı yıllar..Henüz trafik
ışıklarının görevi bilinmiyor
diye trafik polisleri halka
yardımcı olmakta..Bugün Malatya
Belediyesi önündeki ışıkların
oradan bir kadın gamsız gamsız
karşıya geçmeye başlamıştır ki
Polis memurunun sesi ile
irkilir:
- Durr,ışığı görmüyor musun?
Nereye gidiyorsun?
Bir an duraklayan Azzet Bacı Polisin bu çıkışına anlam veremediği
gibi çok ta
sinirlenmiştir.Cevabı gecikmez:
- Saga nee, gaynanam gile
gidiyim...
ONYEDİLİ (ZÜLKÜF DAYI)
Malatya'nın bir
diğer meşhur Delisi de yakın
zamanlarda vefat eden
17'li..Elinde bastonunu sopa
niyetine taşırdı,Malatya'da
belli saat aralıklarında belli
cadde ve sokaklardan
geçerdi.Genellikle Yeni Camii ve
Söğütlü Camii civarlarında
takılırdı..Halk ve özellikle
esnaf Zülküf Dayı'yı gördüğü
yerde kızdırırdı..
Kızdırmak için söylenen
kelimeler:
"Onnnyediliiii," diye başlayan
ve "Asker gaçağıııı,Gamyon
tekeriii,Çamaşır
lasdiğiii,pipirim
tohumuuuu,Tecde canavarıııı..."
diye devam eden acayip
sözlerdi..
Aslında O'nun da istediği
kızdırılmaktı.Özellikle
kendisini kızdıran semtlerden
etrafa baka baka geçerdi ki biri
"onyediliiiii..." ile başlayan
bir cümle ile laf atsın da O'da
ana avrat kaptırsın,normal
hayatta birine diyince kan
çıkacak küfürleri milletin
içinde,laf atana bir nefeste
sıralayıversin..(Zülküf Dayı
için iletişim sanattı; ola ki
orada duyma özürlü bir vatandaş
olabilirdi..Onlar da
Onyedili'nin el-kol-baston-beden
destekli hareketlerinden pis
küfürler sıraladığını anlıyordu)..
Bir gün 17 'linin günlük güzergahı üzerindeki esnaflar sabahtan
aralarında anlaşmışlar. " Zülküf
Dayı geçerken hiçkimse en ufak
bi laf atmasın,ne yapacak hele?
" demişler..Zülküf dayı
geçtiğinde plan uygulanmaya
başlanmış,esnaf bıyık altından
güler iken Zülküf Dayı bir sağa
bakıyor,bir sola,olmadı durup
arkasına önüne bakıyor,olduğu
yerde 360 derece dönüp millete
bakıyor,ses yok..Birkaç adım
atıp yine duruyor,millete
bakıyor,kimseden tık
yok..Bakıyor olmayacak,yolun
başına gidip elindeki bastonu
havaya kaldırarak bas bas
bağırıyor:
-
Vayy Anasını avradını
_____
.. Sanki hepsi anlaşmışlar..
____________________________________________________________
Onyedili Zülküf Dayı ile ilgili
çok hatıra vardır Malatyalıların
zihin arşivinde,birini daha
burada yazayım:
Zülküf Dayı namazlarını yeni
cami kılardı zaman zaman..Namazı
namaz gibi değildi aslına
bakarsanız,namaz kılarken
etrafına bakıyor,kendisine
güleni,birşey diyeni cevapsız
koymuyordu..Cevapları da namaz
kılarken ya da selam verdikten
sonra küfür metinleri ile
olurdu..
Birgün Yeni Camide ikindi
namazında uymuş hazır olan
imama..İkindinin farzı bitmek
üzere,son oturuştalar,imam selam
vermek üzere..Bu arada
Onyedili'nin sol yanında aynı
safta gırgır bir Malatya'lı
varmış..İmam sağa selam
verdiğinde solundaki genç bunun
kulağına:
-
ONYEDİLİİİİİİ...
deyivermiş..İmam sol tarafa
"Esselamualeykümverahmetullaaahhh"
diye selam verirken Zülküf
Dayı'da gencin kulağına doğru
eğilerek:
-
Ananı
______
.
demiş..O'nun namazı öyleydi
işte..
____________________________________________________________________
Buradan aşağısını ben
yazmadım,alıntıdır..Bilal
Coşkun'un Ankara 1998 basımlı
Malatyaca Anı Kırıntılama adlı
kitabından alıntı yapılmıştır..
____________________________________________________________________
HACELİ
Gelelim 'Aşağışeher' (Eski Malatya) ayakta bekleyen Haceli'ye...
Üstünde çizgili zıbını ve iri
gövdesiyle hep ayakta bekler
durumda görünen bu ünlümüz,
şoförlerin korkulu rüyası idi.
Özellikle köylere toplu taşıma
yapan kamyon, otobüs, römorklu
traktör şoförleri, Haceli'ye
para vermeden geçmeleri mümkün
değildi..
Haceli konuşmaz, kimseye
sataşmaz, kendi halinde , hasta,
zavallının biri. Yere yatınca
kendiliğinden kalkamadığı
söylendiğine göre, belki de
aşırı kireçlenmeden ısdırap
çeken biriydi. Dedik ya,
şoförlerin amacı bu ıssız yolda
gece gündüz bekleyen Haceli'ye
yardım etmek değil de, kendi
yollarını kazasız belasız devam
edip, sağ-sağlim varmak için
köylerine , biraz para verip
kendilerini garantiye almaktı.
Oraya gelince, Kemal-i
ciddiyetle duran şöfor,
Haceli'nin eline biraz para
tutuşturmuşsa, oh artık, rahat
rahat yola koyulurdu. Bu
nedenledir ki, yaşam çizgisi
bitmiş olsa da Haceli'nin,
hiçbir ekmek ve çaba
sarfetmeksizin havadan para
kazananlara, geçinip gidenlere
"Sen de Haceli şansı var oğlum"
demek ya da O kişi için sadece
'Haceli' demek, Malatya'ya özgü
bir deyim olmuştu.
Bilmem hala yürürlükte mi...
İZZO
Adının İzzettin olduğunu pek bilen olmazdı. Kuru gürültülü bir
deliydi.
Sürekli giydiği kutnu kumaştan
üç etekli elbisesi ve arkasında
tuttuğu bastonuyla, başından hiç
çıkarmadığı karakalpak başlığı
ve ara sakalıyla kendi kendine
söylenerek gezerdi kambur
kambur. Sağ omuzuna asıp, sol
tarafına yönelttiği ve yanından
hiç eksik etmediği uzun kayışlı,
sarı renkli deri çantasını,
kamburluğunun etkisiyle öne
sarkmaması için sol kalçası
üzerinde tutar ve içinde neler
taşıdğı bilinmezdi. Kendisini
kızdırdıklarında dozunu
artırırdı ne dediği
homurdanmasından anlaşılmazdı.
Arada bir, bastonunu sallaması, çocukların kendisine fazla
yaklaşmalarını önlemeye yönelik
bir savunma idi. Bu bir
saldıranlık sayılmazsa, zararsız
bir deliydi.
DELİ AHMET
Çorabının içine sokuşturduğu pantolonu, ince boğazında, fiyongu
yana kaymış mendili ve elinde
sopasıyla, kendisine
sataşıldığında sesi gürleşirdi,
sıska yapısına inat...
Yüzünde gülümsemesi eksik olmayan bu sevimli delimiz, sarsak ve
paytak adımlarla yürürken
(gerçek nedeni kendisini
izleyenlerin olup olmadığı
korkusundan kaynaklansa bile)
dönüp dönüp arkasına baktığını
görenler, hınzır gülüşünden yine
bir muziplik yapmış, kusur
işlemiş de kaçıyor
zannederlerdi. Bir yerde
durmayan haliyle, kimseye zararı
görülmemiş bir kişiydi.
GIZ MAHMUT
Siperi bir kulağına dönük şapkası ve elindeki uzunca sopasıyla sırf
şamata bir deliydi. Kendisine
sataşıldığında şebekleri
anımsatan hareketlerle hamle
yapardı sağa sola... Yine de
zarar vermezdi etrafına. Kendi
halindeyken burnundan çıkardığı
hafif seslerle "Ben gızım,
gızım" diye söylenip gezerdi
çoğunlukla. Sevimli de sayılırdı
hani.
Geleneksel olarak deliler toplum tarafından korunmuş, barınma,
beslenme, hayatını sürdürme
bakımından doğal olarak
desteklenip benimsenmişlerdir.
Ayrıca toplumun renkli bir üyesi
olarak kabul edilmişlerdir. Bu
anlamda özel bir statüye
sahiptirler.
FARO
Gerçek adının Faruk olmasından mı, yoksa farfara bir deli
olmasından mıdır bilinmez. Çok
yönlü bir kişi sayılırdı.
Toplumun kişiyi deli ettiğini
düşünürsek, Faro'da önceleri
odun kırma ile (evlere,
fırınlara ücretle odun kırma
suretiyle) geçimini sağlardı.
Düğünlerde çaldığı bir metre
kadar uzunluğundaki demir
kavalıyla hem neşelenir hem de
para kazanırdı. Ağzının bir
kenarından kavalına giren sesi
şekillenerek çıkardı.
Parmaklarının arasından yanık
yanık. Oyun havaları
repertuvarına bir de 'Faro
Makamı' girmişti
Malatyalılar'ın...
Kendisini oyun ve içkiye kaptırınca daha bir falsolaşan taşkın
hareketleri, O’na delilik
sıfatının yapıştırılmasına neden
olmuş olabilir.
İşaret parmağı ile serçe parmağı
arasına sıkıştırdığı çay
bardağındaki rakısından içe içe
oyun oynaması, kendisine özgü
gösterilerinden biriydi. Bir
zamanlar demirbaşı balta iken,
sonraları hep kavalıyla geçtiği
yollarda arkasından
bağırırlardı, ıslıklarla
takviyeli: "Hambal başıkepenek,
Farooo, Farooo, Farooo..."
Ne yapsın, aldırmaz görünmek ister bunlara, dolayısıyla da yürüyüşü
bir başkalaşır, sözde kendisine
güvenli yürür, sataşmaları
önemsemez ve korkmaz görünmek
çabasıyla. Toplum ise eğlence
arar kendisine ya, bu fiyakalı
yürüyüşü tekrar tekrar görmek
için gördüklerinde sataşırlar
Faro'ya; "Islık çalarak",
"Hambal başı kepenek"
Bİr sabır, iki sabır, artık Faro
kendisine yapılanlara sövmeyle
karşılık vermeye hak
kazanmıştır:
- Ulan hepinizin........ dümdüz
gider.
Toplumun arsız kesimi bu kalaylamaya ses çıkarmaz çünkü onlar bunu
bekliyorlardı zaten zevk
düzeylerine koşut. Arsızlarla
dolaşmayı göze alamayan kesim
ise suskun... Üretim yapmadan,
bir yerden aldığını tüketiciye
satmakla kolay kazanan bir kısım
dükkancı takımı, canı sıkılınca
gün boyu tembel tembel, ya
dedikodu yapacaklar ya da gelip
gidine sataşacaklar. Ve Faro'lar
doğacak böyle böyle. Geçtiği o
yerde en fazla ıslığa ve
sataşmaya maruz kalan Faro, bir
gün yine oradan geçişte
kanıksadığı ve kesin gözüyle
baktığı sataşmayla
karşılaşmayınca durur bekler
biraz, herkesin kendisini fark
etmesini sağladıktan sonra, bu
kez kendisi başlar:
- Hani ışlıh ulan, niye ışlıh
çalmıyışınıj? Hepinizin...
Bu sefer ki ıslıklar, alkış yerinedir Faro'ya.
Ve Faro içindekileri dökmüş olmanın verdiği rahatlamanın sevinciyle
geçip gider dükkanların
arasından, ıslıklı uğurlamayla,
o şanlı ve mağrur dik
yürüyüşüyle.
'Kimi deli, kimi veli'yi
çağrışrıran bir örnek daha
verelim Faro'dan:
Delilerin sırtından tek yanlı
eğlenen toplum, onların
tepkisine binde bir olsun
katlanmak istemez; sataşmalardan
sabrı tükenen Faro, elindeki
madeni kaval ile ya da attığı
bir taşla yaraladığı bir kişinin
şikayetiyle karakola götürülür.
Nasihatla karışık olarak
sorgulamaya başlar karakol
komiseri;
- Etrafa niye zarar veriyorsun?
der.
Bu soruya ıslıkla karşılık verir
Faro:
- Füüüyyyt
- Oğlum, sana soruyorum, cevap
versene.
Her sorudan sonra ıslık çalan
Faro'ya sinirlenen komiser, sert
çıkar.
- Ulan, sen benimle dalga mı
geçiyorsun?
Nihayet konuşmaya başlar Faro:
- Komiser beg, niye gızıyısın?
Ben biy (bir) gişiyim, ışlığıma
hemen siniyleniyisin; ya sana
bütün Malatya heygün (hergün)
ışlık çalsa ne yapansın?..
Peşin hükümle yargıya varmak niyetinde olan komiser, olaya iki
yandan da bakmak gerektiğini bir
delinin akıl vermesinden
anlayınca, bir çay ısmarlayıp
içirdikten sonra, serbest
bırakır Faro'yu.
Düzeysizliğin bir göstergesi de, içki sırasında ortaya çıkar ya
toplumda, bir düğünde yine
verirler rakıyı, iki parmağı
arasındaki çay, içer ha içer
Faro. Yüklenen yüklenene, geleni
geri çevirecek takatta değildir.
Devirir rakıyı, çay içer gibi.
"Çatlamış içkiden" söylentisi
yayılır kente.
Mezarında toprak çatlaması olmuş. Meğer ölmeden koymuşlar, öldü
zannederek mezara da, ayılıp bu
sefer havasızlıktan ölmüşmüş.
Kendisini içkiyle
çatlatmışlarsa, toprağı
çatlatmaya hakkı olmasın mı
Faro'nun? Anlayana yeten bu
protesto.
İnsan bazen
üzülür,
bazen de sabrı taşar.
Halen unutulmadı Şorikli Deli Yaşar.'
'İzo' ile 'Kız Mahmut' şehre olmuştu nişan,
bugünse delilerin hepsi oldu perişan.
Malatyalı
araştırmacı Gazeteci yazar Celal Yalvaç'ın
"Mazideki Yaşam - Malatya"
şiirindeki bir dörtlük |
Malatyanın Delileri Albümü
için tıklayın..
|