HASRETLE BEKLEMEK..

(Bir Ramazan Ayının daha ardından)


Sayfanın ilk yayınlanma tarihi :17 Ekim 2006


           Ne zaman ki Mübarek  Ramazan Ayının yarısını tamamladıktan sonra, şu sözler sarf edilirdi.

“ Ramazan ayının son günlerini idrak ediyoruz.”
 

“ Bir mübarek ayın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.”
 

“ Bir Ramazan Ayı daha geride kaldı.”

diye.

  Izdırap duyuyorum, Artık dayanamıyorum bu sözlere;Ruhumdan bedenime, hücrelerime tesir eden, beni kahreden bir ayrılıktı bu. Halbuki ne büyük bir hasretle beklemiştim. Daha geçen sene, büyük bir ıstırapla yolcu etmiştim seni, söz vermiştin bana, Allah izin verirse bekle geleceğim diye. Günler, haftalar, aylar geçmek bilmedi. Güneşin her doğusunda, kuşların cıvıltılarında, yağmurun ve karların her dokunuşunda, ağaçların her meyveye duruşunda, güzün ve kışın soğuk ikliminde seni aramış ve seni beklemiştim. Kardeşin Recep’ le yakalamıştım ötelerden süzülen mukaddes ışığını.

         Bazen içimdeki haylaz nefsim üzmüştü kardeşin Receb’i. Ama yine de mütevazı kardeşin Recep darılmadı,  yol açtı, gönlünü verdi, demişti;

 — Ben gideyim de kardeşim Şaban Ayı gelsin, Sultanımızı sana takdim etsin.” diye. Nihayet kardeşin Şaban Ayı geldi kapımıza, senin mihmandarlığını yapmıştı bize. Sakın ha demişti;


“Beni hiç üzmeyin, ihya edin her günümü. Zira Sultanımın Beraat Tacı başımda, mücevherin kıymeti ölçülmez ki bakırcılar çarşısında… "      

  Kardeşin Şaban Ayı başımızın tacı, gönlümüzün neşesiydi. Kamaştırıyordu gözleri Recepte Regaip, Miraç, Şaban da ise; Beraat elması, Sen de ise Kadir Gecesi ve Cennet Yamacı. Kardeşin Şaban Ayı’ da Recep gibi hüzünle veda etmişti, ta ki Sen geleceksin diye. 

  Hatırlar mısın? Seni yolun başlangıcında büyük bir törenle karşılamıştık. Çadırlar açılmış, mahyalar yakılmış, Kuran-ı Kerimler okunmuş, zikir ve salavat fişekleri semaya yükselmişti..  

Kaç pare top atılmıştı. Ayların Sultanının şerefine, Ta yolun başından Bayram kapısına kadar inci yıldızlarla işlenmiş atlastan halılar serilmişti ayaklarının altına.  

  Senin adımlarınla yürümüştü beşer, semanın bütün katlarında, başlamıştı dualar yakarmaya, seccadeler gözyaşıyla ıslanmaya, oruç tutan nefesler Miski Amber gibi kokmaya

         Hanemize bir güneş gibi doğmuştun. Gecelerimizde, gündüz gibi ışıltılı ve sevecen olmuş, ürperti ve korku kalbimizden silinmişti.

    Bağlamıştın şeytanın desiselerini, nefsimizin isteklerini. Adeta bir melek gibi süzülüyordu insanlık kâh arzda, kâh arşta bir ibadet ufkunda. Uzatıyorlardı ellerini Cennet bahçelerine, Mütevazı Tuba ağaçları, takdim ediyorlardı. meyvelerini insanlığa, Altlarında Buraklar, kılavuzları Kur’an ve Sünnet-i Seniyye ile çıkıyorlardı kulluğun doruğuna.

         Ne kadar lezzetliydi o saniyeler, saliseler birer birer kayarken elimizin altında. ne kadar sevimli gelmişti bize, Haklarında Su-i zan edilen insanlar bile Onları görürdüm soğuk suyla abdest alırken, camiilerde secde ederken. Bükülmez zannedilen belleriyle.

 Senden önce karamsardım, insanlığın bu ızdıraplı haline. Öğrendim Seninle beraber sevmeyi, ümitlenmeyi. İnsanız bizler, ne kadar ne kadar gaflette olsak bile. Sen bize hatırlattın vazifemizi,

 “iyiliği emredip,kötülükten alıkoymayı”.

  
Dergah-i İlahiden mağfiret umanlar, hasretle kucaklaşmıştı Huzuru İlahiyi. Sevgi nakış nakış işlemişti, yediden yetmişe, aileden tüm beşeriyyeti

   Birbirleriyle adeta yarışıyordu insanlar yardım etmek için fakirine, acizine, güçsüzüne. Okşuyorlardı yetimin mübarek başını, doyuruyorlardı midesini kalbini. Uzanmıştı ötelere örülen büyük bir sevgi yumağı.

Alkışlıyorlardı arşın sakinleri, yeryüzündeki bu kutlu insanları.Yine İdrak edilecekti acısıyla,tatlısıyla Bir Mübarek Ramazan Bayramı. 

 

                                                                                                         Yahya Hakan ÖZTARSU / MALATYA

Arşivdeki yazılara bak
 
 

.:: Sayfanın Başına ::.

 



Bu site en iyi Microsoft Internet Explorer 4,0 ve üstü sürümler ile 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir..Mozilla Frefox ile açmayınız..
 

DESIGNED BY Mustafa TERCAN  Copyright © 2005