|
Ne zaman ki Mübarek Ramazan Ayının
yarısını tamamladıktan sonra, şu sözler sarf edilirdi.
 |
“ Ramazan ayının son günlerini
idrak ediyoruz.”
“ Bir mübarek ayın daha sonuna gelmiş
bulunuyoruz.”
“ Bir Ramazan Ayı daha geride kaldı.”
diye. |
Izdırap duyuyorum, Artık dayanamıyorum bu sözlere;Ruhumdan
bedenime, hücrelerime tesir eden, beni kahreden bir ayrılıktı
bu. Halbuki ne büyük bir hasretle beklemiştim. Daha geçen sene,
büyük bir ıstırapla yolcu etmiştim seni, söz vermiştin bana,
Allah izin verirse bekle geleceğim diye. Günler, haftalar, aylar
geçmek bilmedi. Güneşin her doğusunda, kuşların cıvıltılarında,
yağmurun ve karların her dokunuşunda, ağaçların her meyveye
duruşunda, güzün ve kışın soğuk ikliminde seni aramış ve seni
beklemiştim. Kardeşin Recep’ le yakalamıştım ötelerden süzülen
mukaddes ışığını.
Bazen içimdeki haylaz nefsim üzmüştü
kardeşin Receb’i. Ama yine de mütevazı kardeşin Recep
darılmadı, yol açtı, gönlünü verdi, demişti;
 |
—
Ben gideyim de kardeşim Şaban Ayı
gelsin, Sultanımızı sana takdim etsin.”
diye. Nihayet kardeşin Şaban Ayı geldi
kapımıza, senin mihmandarlığını yapmıştı
bize. Sakın ha demişti;
“Beni hiç üzmeyin, ihya edin her günümü.
Zira Sultanımın Beraat Tacı başımda,
mücevherin kıymeti ölçülmez ki
bakırcılar çarşısında… "
|
Kardeşin Şaban Ayı başımızın tacı, gönlümüzün
neşesiydi. Kamaştırıyordu gözleri Recepte Regaip, Miraç, Şaban
da ise; Beraat elması, Sen de ise Kadir Gecesi ve Cennet Yamacı.
Kardeşin Şaban Ayı’ da Recep gibi hüzünle veda etmişti, ta ki
Sen geleceksin diye.
Hatırlar mısın? Seni yolun başlangıcında büyük
bir törenle karşılamıştık. Çadırlar açılmış, mahyalar yakılmış,
Kuran-ı Kerimler okunmuş, zikir ve salavat fişekleri semaya
yükselmişti..
 |
Kaç
pare top atılmıştı. Ayların Sultanının
şerefine, Ta yolun başından Bayram
kapısına kadar inci yıldızlarla işlenmiş
atlastan halılar serilmişti ayaklarının
altına.
Senin adımlarınla
yürümüştü beşer, semanın bütün
katlarında, başlamıştı dualar yakarmaya,
seccadeler gözyaşıyla ıslanmaya, oruç
tutan nefesler Miski Amber gibi kokmaya
Hanemize bir
güneş gibi doğmuştun. Gecelerimizde,
gündüz gibi ışıltılı ve sevecen olmuş,
ürperti ve korku kalbimizden silinmişti.
|
Bağlamıştın şeytanın desiselerini, nefsimizin
isteklerini. Adeta bir melek gibi süzülüyordu insanlık kâh
arzda, kâh arşta bir ibadet ufkunda. Uzatıyorlardı ellerini
Cennet bahçelerine, Mütevazı Tuba ağaçları, takdim ediyorlardı.
meyvelerini insanlığa, Altlarında Buraklar, kılavuzları Kur’an
ve Sünnet-i Seniyye ile çıkıyorlardı kulluğun doruğuna.
Ne kadar lezzetliydi o saniyeler,
saliseler birer birer kayarken elimizin altında. ne kadar
sevimli gelmişti bize, Haklarında Su-i zan edilen insanlar bile
Onları görürdüm soğuk suyla abdest alırken, camiilerde secde
ederken. Bükülmez zannedilen belleriyle.
 |
Senden
önce karamsardım, insanlığın bu
ızdıraplı haline. Öğrendim Seninle
beraber sevmeyi, ümitlenmeyi. İnsanız
bizler, ne kadar ne kadar gaflette olsak
bile. Sen bize hatırlattın vazifemizi,
“iyiliği emredip,kötülükten alıkoymayı”.
Dergah-i İlahiden mağfiret umanlar,
hasretle kucaklaşmıştı Huzuru İlahiyi.
Sevgi nakış nakış işlemişti, yediden
yetmişe, aileden tüm beşeriyyeti
Birbirleriyle adeta yarışıyordu insanlar
yardım etmek için fakirine, acizine,
güçsüzüne. Okşuyorlardı yetimin mübarek
başını, doyuruyorlardı midesini kalbini.
Uzanmıştı ötelere örülen büyük bir sevgi
yumağı. |
Alkışlıyorlardı arşın sakinleri, yeryüzündeki bu
kutlu insanları.Yine İdrak edilecekti acısıyla,tatlısıyla Bir
Mübarek Ramazan Bayramı.
Yahya Hakan ÖZTARSU / MALATYA
|