|
İNÖNÜ HEYKELİNİN AÇILIŞI..
 |
O günlerde Malatya'da bir yarışma düzenlenmişti.Hükümet meydanına
dikilecek heykelin kaidesine yazılacak bir cümlelik söz yarışması.Bu
yarışmayı Edebiyat öğretmenimiz Melahat Sezer kazandı.Hemşerimiz
İnönü'nün Türkiye'deki en büyük heykelinin kaidesine tunçtan harflerle
şu sözler yazıldı : |
"Adın Temiz,Hatıran Aziz Kalacak..."
Lise'nin yanına dikilen Atatürk Heykeli için de şunu düşünüyorlardı :
"Ne Mutlu Türküm Diyene..."
Kış geçmiş,ilkbahar gelmişti.günlük,güneşlik güzel bir gündü.Malatya'da
bir canlılık,bir heyecan vardı : Heykelleri açacaklardı...
Yıllardır beyaz örtüler altında yapımı sürdürülen heykeller
tamamlanmıştı.Yarışmalar düzenlenmiş,vecizeler yazılmış,tüm hazırlıklar
bitmişti.Yazın tozdan,kışın çamurdan geçilmeyen kentimizin daracık
yolları,sokakları insanlarla doluydu.Şalvarlı şalvarlı,şapkalı şapkalı
herifler...Kara çarşaflı,ak çarşaflı,mantolu,eşarplı kadınlar...Çarşaf
bulamadıkları için üzerlerinde "Hoş geldiniz" , "Afiyet olsun"
sözleri yazılı sofra bezlerine çarşaf gibi bürünen gelinlik
kızlar...Yalınayak kimsesiz sokak çocukları.Ve düzenli sıralar halinde
kız-erkek öğrenciler akın akın hükümet meydanına gidiyorlardı.İnsan
çaresiz kalınca en olmayacak düşler görür; hayaller kurar,en umutsuz
zamanlarda en büyük umutlara kapılır.

 |
İşte halk ta böyleydi.Her oluştan bir kurtuluş umuyordu.Sanki heykeller
açılınca bütün dertleri bitecek,karınları doyacak,tüm acıları dinecek ve
yüzleri gülecekti.
Orta yere kocaman bir kürsü dikmişlerdi.Civardaki binalara da
bayraklar asılmıştı.Kepenkler indirilmiş,dükkanlar kapanmıştı.Her evin
balkonundan bir bayrak sarkıyordu.Herşey tamamdı.
Hoparlörden Davudi bir ses duyuldu :
- Hazır ol...
Bir dalgalanma ve sessizlik oldu.Kürsünün arka tarafında duran
bando takımı İstiklal Marşı'nı çalmaya başladı.Öğrenciler de ağızdan
katıldılar.Şapkalar çıkmış 33 lük tesbih şakırtıları
susmuştu.Kadınlar,bu allı morlu bandocuları görmek için kıpırdanıp
duruyor,çocuklar,
"Ana beni kaldır,bende bakayım"
diye gürültü ediyorlardı.
İstiklal Marşı bitince alkış tufanı koptu. "Belediye Reisi kürsüye
geliyor." dediler.Bir dalgalanma,bir alkış,bir çığlık...
"Yaşa...Bravo..."
sesleri...Adam şöyle bir heykel gibi durdu,etrafı tepeden aşağı szüdü.Kalın enseli,koca göbekli,iri,ciddi bir herifti.Bir iki kez
öksürdü,bir yudum su içti. |
Ve konuşmaya başladı : Önce yavaş yavaş girdi : gittikçe sesini
yükseltti : bir süre sonra kızardı,coştu,kürsüleri yumruklamaya
başladı,boyun damarları şişmişti,bağırdıkça etrafa salyalar
saçıyordu.Söylüyor,alkışlanıyor,bağırıyor,boğazını yırtıyordu...
Halk da coşmuştu.Söylenenlerden pek birşey anladığı yoktu.Amma
coşmuştu.Heykel açılacaktı.Bu az iş miydi?...Kocakarılar dualar
okuyorlar;
"Allah sizin gibileri başımızdan eksik etmesin..Uyy gubban
olaaamm..."
diyerek kürsüye doğru üflüyorlardı.Alkış
yetmiyordu.Bağıran,çığlık atan,hatta ağlayanlar vardı.
Bu sırada daha önce kurulmuş iskeleye göbekli bir herif çıktı.Merdivene
zor tırmanıyordu.Trajik,romantik,dokunaklı bir ses hoparlörden ilan etti
:
- Şimdi memleketimizin medar-ı iftiharı,hayırhah zenginimiz,yapım
komitesine seksen bin lira vererek heykeli açma şerefini alan .........
.........( filan bey) büyük hemşehrimiz,eşsiz devlet adamı,yer yüzüne
gelmeyecek gelmeyecek olan,Türk'ün makus talihini harp meydanlarında
yenen,Atatürk'ün en yakın arkadaşı,eşsiz insan İsmet İnönü'nün heykelini
açacaklar...
  |
Heyecan son haddini buldu.Alkışlayanlar,çığlık atanlar,birbirine
sarılanlar,bayılıp düşenler vardı.Heykel açıldı.Ama umulan olmadı.Dünya yine o dünyaydı.Değişen birşey yoktu.Herkesin hevesi kursağında kalmıştı.Üstelik duygu ve
düşünceleri kimbilir kaç tonluk demir kitlesinin altında ezilmeye
başlamıştı.Eşşekten düşmüşe dönmüştük.Birbirimizin yüzüne
bakamıyorduk.Alkış tutanlar,çığlık atanlar,ağlayıp dövünenler biraz
önceki hallerinden utanır olmuşlardı.
Birisi dırdıra başladı :
- Ne yani...Şuna verilen parayla bir çeşme ya da yol yapılsaydı
daha iyi olmaz mıydı ?... |
Temiz giyimli,kravatlı bir bay cevap verdi :
- Bu Malatya için bir şereftir,zamanı gelince onları da yaparız...
- Önce onları,sonra bunları yapsak olmaz mı?...Hem söylermisiniz
begefendi,heykelin bize ne faydası var ?...
O söyledi,bu söyledi...Derken bir gürültü koptu.Her kafadan bir ses
çıkıyordu.Kimileri biraz önceki enayiliklerinin hıncını çıkarırcasına
konuşuyorlardı.Kimi "Faydası var" diyor,kimi "yok"
diye dayatıyor,kimi saldırıyor,kimi savunuyor,herkes heykelin faydasını
tartışıyor.Savunanlar pek doyurucu bir söz bulamıyorlardı.Heykel ise bir
elini göğe doğru uzatmışbu nankör,bilgisiz ve estetik zevkten yoksun
kalabalığa tepeden ters ters bakıyordu.
Evet,ekonomik faydası rahatlıklar tartışılabiliyordu,ama estetik
faydasına dokunan yoktu.Birisi buna da bir kulp taktı :
- "Kel başa şimşir tarak..." dedi.
- Biz ekmek bulamıyoruz,estetik bizim nemize ?...Beni pek zevksiz biri
sanmayın.Her okulu birincilikler bitirdim,şiirden,edebiyattan bayağı
anlarım.(Eliyle heykeli göstererek) Hem söylermisiniz,Allah
aşkına,estetik şunun neresinde ?...Dert anlatsan dert dinlemez,aç kalsan
ekmek vermez : gece karanlığında aniden karşına çıksa korkarsın..
Kimi güldü,kimi somurttu.Bunu söyleyen pis bir gericiydi.Bir de ilerici
bir geveze çıktı.Onu savcılığa şikayet edeceğini söyledi.Etti de...
Demokrasimiz,
"Heykelleri sevdirme kanunu"
çıkarmayacak kadar
liberaldi.Gerici paçayı kurtardı.
ATATÜRK HEYKELİNİN AÇILIŞINA GİDİLMESİ..
Halk dağılmak üzereydi.Öncekinden daha romantik bir ses hoparlörden
çınladı :

Malatya
Valisi Ahmet Kınık ( ortada ve en öndeki paltolu olan ), Büyük
Şef olarak adlandırılan Hemşerimiz, ikinci Cumhurbaşkanı İsmet
İnönü ye yaranmak için bu fakir milletin parasıyla heykelleri
yaptırmıştır. Bu zat bilahare DP'den milletvekili olmuştur.27
Mayıs 1960 İhtilalinde Kayseri Valisi iken görevden alınmıştır. |
- Şimdi de eşsiz kahraman,insanlık idealinin mümtaz
siması,Cumhuriyetimizin kurucusu,Türk devletini yoktan var eden Büyük
Atatürk'ün heykelini açmaya gidiyoruz...
Bu sözler halkı pek te ilgilendirmiyordu.Çünkü samimiyetsizdi.İnönü
heykelini hemşehrileri şehrin en güzel alanına dikmişlerdi.Hem de
Atatürk'ün heykelinden birkaç misli daha büyüktü.Halbuki Atatürk'ün
heykeli kenar bir semtte,Lise'nin karşısına dikilmişti.Bir çeşit yasak
savar gibi... |
Şehir bandosu eşliğinde kalabalık oraya doğru akmaya
başladı.Sırtına geçim yükü binen erkekler, "Donanma varmış" diye her
zımbırtıya koşan kaygısız avratlar,yüreklerinde aşk acısı çeken genç
kızlar,önüne gelene bol keseden dualar okuyup üfleyen şefkatli
karılar,kısaca her olaya gizli bir umutla koşan ama umduklarını bir
türlü bulamayan işçiler,köylüler,işsizler,dilenciler,hamallar,yeni bir
heyecan içindeydi.Öğrenciler düzenli bir şekilde yürüyor,çıplak ayaklı
kimsesiz çocuklar da kaldırımda bandoya ayak uydurarak onları taklit
ediyorlardı.Caddeler tıklım tıklım doluydu.Onbinler akıyordu.Halk bu
sefer de Atatürk heykelini açma şerefini almaya gidiyordu.
Bakın ne oldu ?...Yine aynı merasim tekrarlandı.Kürsüden sırayla
atılan nutuklar,bağırmalar,coşmalar...Alkışlar, "Bravo"
sesleri ayyuka çıkıyordu.Bağıranlar,ağlayanlar,bayılanlar
vardı.Kocakarılar yine okuyup üflüyorlardı.Milli heyecanla ileriye
ileriye yekinen şalvarlıların keyiflerine diyecek yoktu.Kürsüde birisi
boğaz yırtıyordu :
- İleri ve medeni Türkiye'yi biz kurduk,onu ileriye,ve en ileri
milletlerden daha ileriye götürümek sizin vazifenizdir..İleri...Türk
Milleti ileriiii.....
 |
O ileri dedikçe bir grup kimi utanmazlar güya farkında değillermiş
gibi önündeki karılara abanıp dayanıyorlardı..
Kürsüden gelen
"İleri...Türk Milleti ileriiii....." çığlığından farklı bir vazife
çıkarmışlardı anlaşılan..Bundan dolayı tatsız itişmeler oluyordu. |
Niyayet nefes kesen an geldi :Heykeli gözlerden gizleyen beyaz örtü
müzik eşliğinde bir gelin duvağı gibi yavaş yavaş kaldırılıyordu.Heyecan
son haddini bulmuştu.Kocakarılar dua ediyordu.Çıplak ayaklı çocuklar
bağırıyor,borazanlardan daha kalın sesli "Bravo" cu herifler öndeki
karılara daha fazla dayanıyor ve bu mutlu günün heyecanıyla onlara kimse
pek aldırmıyordu.
Heykel yarı
yerine kadar açıldı.bir anda ortalığı bir sesizlik kapladı.Halk ne
olduğunu pek anlayamamıştı.Şu iki çıplak bacak neyin nesiydi ?...Ya şu
neydi ?...Yanlış mı görüyorlardı.
Gençler kıkırdadı.Kocakarıların duaları dudaklarında
dondu.Yaşlanmış gözlerini çarşaflarının ucuyla silerek bir daha iyice
baktılar.Şalvarlı herifler heykelin kendilerinden daha fazla
heycanlanmış olduğunu hemen fark ettiler.Çocuklar büyüklere bakıyor,kimi
yaramazlar da anelerine soruyordu.Büyük bir kısım halk da ne yapacağını
bilemiyordu.Gözlerini ovuştura ovuştura tekrar baktılar.Yanlış
görmüyorlardı.Atatürk'ün
yanında omuzunda bayrak taşıyan çırılçıplak bir oğlan vardı.
Artık o deminki geveze "Estetik bunun neresinde ?"
diyemeyecekti.İşte heykelin yarım metre boyundaki estetiği herkesin
lafını gırtlağına tıkamıştı.
" Bravoo..." demek için açılan ağızlar kapanıyordu.Alkışlamak için
açılan birkaç el havada kaldı.Heykelinki dudakların ve ellerin arasına
giriyordu.Halk homurdanmaya başladı.Sabahtan beri "Allah sizi
başımızdan eksik etmesin" diye dualar eden kocakarılar,şimdi
"Allah belanızı vere" diyorlardı.Tükürüyor,çarşaflarıyla
yüzlerini örtüyor ve gitmek için kendilerine yol açmaya çalışıyorlardı.
Hemen kürsüye bir adam çıktı.Koca göbeğini kürsüye dayamış veryansın
ediyordu:
- ileri dünya...Uygar
uluslar...İnkılaplar...İnkılaplar...İnkılaplar...Atatürk ilkeleri...Altı
ok...Laiklik...Devletçilik...Halkçılık...Milliyetçilik...İnkılapçılık...İnkılaplar...Bu
bir inkılaptır.Taassubu,gericiliği yıkacak bir inkılap...Tutuculuğu yok
edeceğiz..Atamızın emriyle cehaleti yıkacağız...
Bir geveze bağırdı :
- Ata'ya iftira etme.Atamız cehaleti bununla mı yıkın dedi ?
 |
Etrafta gülüşmeler oldu,kürsüdeki bozuldu.
Geri kafalı halk bir türlü anlamıyordu.Öyle ya inkılap buydu.Kimi
utanmazlar
"İnkılabın o kadarı bizde de var" diyorlardı.
Ama doğrusunu söylemeli :
"Heykelinki başkaydı.Onunki Demirden inkılaptı." |
Nutuklar kar etmiyordu.Homurtular,küfürler,gülüşmeler devam
ediyordu.
Altı ok'un anlamını dinleyen de yoktu.Zira heykelinki o okların
yedincisi gibi vicdanlara saplanmıştı.Halk bir kez kafayı
takmıştı.İnkılabın geri vitesi yoktu.Parola : İleri...Daima
ileriydi...İşte heykelinki de ileriye dönüktü...Bando çalınmaya
başladı.Kalabalıklar dağılıyordu.İnsan çaresiz olunca olmadık şeyler
düşünürdü.Bunlar da artık "Olmaz olasıca" yı düşünmeye
başlamışlardı.Kendi dertleri yetmiyormuş gibi bir de heykelinki
çıkmıştı.
Sahi ne olacaktı ?...Orada öyle kalacak mıydı?...Onun "Devlet
Otoritesi" ile bir ilgisi olabilir miydi ?...Bir kez
yapılmıştı.Kaldırmak ( daha doğrusu indirmek ) mümkün müydü?
İyimse kocakarılar söyleşiyorlardı :
- Allah başımızdan eksik etmesin,böyüklerimiz helbet bişey
düşünürler.
Deminki geveze dayanamadı :
- Bunu işte böyüklerimiz düşündü...
- Tuh Allah belanı versin...
Diyorlardı.
- Utanmaz...Arlanmaz...Terbiyesiz herif...Gominis...
"BAYRAK TAŞIYAN GENÇ" HEYKELİNİN HADIM EDİLMESİ SÜRECİ..
Büyüklerimiz elbet bir orta yol bulacaklardı..Birkaç gün sonra
yerel gazetede bir yazı çıktı :
- Heykelin organını keselim...
Dediler...

 |
Nasıl kesilirmiş efendim ?...Hangi asırda yaşıyormuşuz ?...Bunu
toplumumuzda hazmedemeyenler mi varmış halen (Sanki kendileri
hazmedebilirlermiş gibi..) atıp tutuyorlardı..
O yıl Malatya'nın tüm dertleri unutuldu.Mahalli gazetelerde,kültür
derneklerinde,okullarda,sokaklarda,evlerde yalnız bu konu
tartışılıyordu.Keselim mi,kesmeyelim mi ?...Bir kez yapılmış...O kadar
para dökülmüş...Böylece aylar geçti,mevsimler değişti.
Ben o zaman
ortaokuldaydım.Bizim sınıfın penceresinden heykel
görünürdü.Muzip öğrencilere espri malzemesi olmuştu.Bir sabah heykelin
etrafında acayip bir faliyet vardı.Ağaçtan kocaman bir iskele
kurulmuştu.Bir kişi emirler veriyor,sekiz on kişi sağa sola koşup
duruyordu.Hepimiz merak ediyorduk.N'olacaktı acaba ?...Çok geçmeden
mesele anlaşıldı :
Heykelinkini
keseceklerdi...Yazık...Birden bire kentimizin yaşamına giren ve
yaşamımıza o denli canlılık katan,bu uygarlık simgesi demek kesilecekti.
Hepimiz pencerelere yığılmıştık.Kesimi izliyorduk.Pek de kolay
olacağa benzemiyordu.İri kıyım iki kişi iskeleye tırmandı.Aşağıdan
kendilerine kocaman demir testeresi verdiler.İşçilerin her biri heykelin
bir yanına geçti,testereyi karşılıklı tutup başladılar sürtmeye...Verha
sürtüyorlardı.Bizim ilk dersimiz boştu.Olmadık muziplikler
yapıyor,bağırıyor,gülüşüyor, tepiniyorduk.İşçilerin başındaki adam bize
ters ters bakıyor,birşeyler söylüyordu.Anlamıyorduk... |
- Dayan !...Ha gayret !...Yuuuuhhhh !...
Kesim işi
aralıksız sürüyordu.Kesimciler buram buram terliyor,terlerini
silmek için durdukça aşağıdakiler bağırıyor,yorgunluktan kolları
düşüyor,yorulanlar iniyor,başkaları çıkıyor ve böylece sürüp
gidiyordu.
O sırada Matematik öğretmenimiz R.Hanım sınıfa girdi.Çok sinirli
bir kadındı.Avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmaya başladı :
- Terbiyesizler..Haydutlar...Saygısız herifler...öğretmen böyle mi
beklenir ?...Oturun yerlerinize...
- Mümessil,ne bu sınıfın hali ?...Sen burada eşşek başı mısın ?...Gel
bakayım tahtaya...
Ü.T. çok iyi bir çocuktu,İnönü'nün yeğeniydi.Paşa geldikçe onlarda
kalırdı.O sanki yalnız bizim sınıfın değil,tüm soyunun
temsilcisiydi.Kendine laf söyletmezdi.Ama R. Hanım dinlemiyordu. Ü. çok
bozulmuştu.Daha tahtaya giderken kabahati bana yükledi.Shiden de okulun
en yaramaz öğrencisiydim.öğretmen bu kez de bana döndü.
- Zeki olmak,çalışkan olmak yeterli değil...İnsan biraz terbiyeli
olmalıdır.Şımarık herif...bütün sınıfı sen ayartıyorsun.Haylaz
serseri...İt herif...
Bu sözler bana dokunmuştu.Ayağa kalktım ve aynı perdeden bağırmaya
başladım :
- Öğretmenim...Bu gün bize söz söyleme hakkınız yok...Bu gün
özelliği olan bir gündür.Bu gün düğünümüz var...Baksanıza,heykeli sünnet
ettiriyoruz...
 |
Bütün arkadaşlar kahkahayı bastılar.Öğretmen beni dışarıya
attı,sonra da disiplin kuruluna verdi.
Ben sınıftan çıkarken bir gümbütü koptu.Arkadaşlar ister istemez
pencereye koştular.Öğretmen de koştu.Kimileri ;
"Ayyy...Kırıldıııı..."
diye bağırıyorlardı. |
Heykelin organı kesilip
düşünce,yerdeki kaldırım taşını kırmıştı...
Bugün de gördüğümüz gibi organın boş kalan yerini asma yaprağı
biçimindeki bir demir parçasıyla kapattılar...Sizin
anlayacağınız,heykelimiz hala yarı çıplak orada,yerli yerindedir.Ama
artık zararsızdır.Çünki hadımdır...
___________________________________________________________________
METİN KAYNAĞI:
Çilenin Böylesi / TİMAŞ YAYINLARI /
Hüseyin ÜZMEZ
RESİMLER: www.eskimalatya.com
ve kendi çektiğim 2 resim
NOT:
Diğer Malatya siteleri ve
Forum sitelerinde paylaşım yapan hemşerilerimiz bunları alıp
yayınlayacaklarsa, emeğe
saygı gösterip kaynak olarak sitemizi
göstermelerini rica ediyoruz.. |