 |
A.1)
Hz. Eyüp Sultan’ın
Getirdiği Bayrak Dalgalanıyor
Müslüman Arapların İstanbul’u kuşatması
sırasında şehit düşen Efendimiz’in (sas) mihmandarı Hz. Halid bin
Zeyd Ebu Eyyüb el-Ensari’nin İstanbul’un fethinde çok büyük yeri
vardır. O Efendimiz’in işareti gereği iki kez İstanbul’un fethi
için Arabistan’dan İstanbul’a kadar gelmiştir. |
Vefat edince de yine Efendimiz’in bir başka
mucizevi işareti gereği naaşının Bizans surlarının en yakın yerine
kadar taşınmasını, Müslüman askerlerinin ayaklarının altına
defnedilmesini arzu etmiştir. Bu yerine getirilince Bizanslı
komutan,
“Ne kadar akılsızca bir iş yapıyorsunuz. Yarın siz
kuşatmayı kaldırıp gittiğinizde büyüğünüzü köpeklere yem
yapacağız!”
deme cür’etinde bulunmuştu. Buna verilen cevapta “Arap
yarımadasındaki Hıristiyanlar ve kiliselerin “akıbetinin”
düşünülmesi gerektiği ihtar edilince Bizanslıların yelkenleri suya
ermişti! Bu tehdide rağmen Bizanslılar Eyyüb Sultan hazretleri’nin
kabrine zarar vermek bir yana kıtlık ve darlık zamanlarında
himmetinden istifade için gelip mum yakmışlardır.
Ebu Eyyüb el-Ensari’nin (ra) mezarının yeri fetih sırasında
Akşemsettin Hazretleri tarafından tayin edilince Fatih Sultan
Mehmed, mezarı üzerine bir türbe yapılmasını emretti. Türbenin
inşaatına 1453 yılında ve İstanbul kuşatmasının ilk günlerinde
başlandı. Fatih’in yaptırdığı türbe daha sonraki dönemlerde
çeşitli ilavelerle değişime uğramış; ancak esas türbe mekanı
orijinal yerinde durmuştur. Fetihten sonra
Ebu Eyyüb el-Ensari’nin kabri
etrafında ilk olarak fetih şehitleri gömüldüler. Daha sonra başta
devlet adamları olmak üzere Eyüp Sultan Hazretleri’ne yakın olmak
isteyen milyonlarca İstanbullu buraya defnedildi. Padişahların
kılıç kuşanma merasimleri burada, onun manevi huzurunda yerine
getirildi.
Ancak fetihten 554 sene sonra ne yazık ki, mezarlığın
bulunduğu tepeye Eyüp Sultan Tepesi adı verilemiyor. Pier Loti
adlı bir Fransız’ın adı tercih edilebiliyor. Oranın kabristana
dönmesi merhum mihmandar-ı Nebi (sas) sayesinde gerçekleşmiş. 400
sene sonra birisi orada çay içti diye isim değişebiliyor. Bu da
çok garip tabii ki.
Eyyüb Sultan hazretleri’ne “alemdar-ı Resul (sas)”
de deniyor. Ancak, onun hakkında mükemmel bir çalışmaya imza atmış
bulunan merhum Hacı Cemal Öğüt, bu bilginin yanlış olduğunu
kaynaklara dayanarak yazıyor. Hz. Halid, sadece “mihmandar” yani
“ev sahibi, yol gösterici” idi diyor. Alemdarlığı ise diğer
sahabelerle birlikte şu vesileyle olacak. Ve zaten milyonlarca
İstanbulluyu onun etrafında toplayan sır da burada gizli: “Hz.
Halid Ebu Eyyüb, yarın ahirette, aziz vatanımızın ruhu mesabesinde
olan İstanbul’da ve bu diyarın civarında medfun bulunan ne kadar
ehl-i tevhid varsa hepsinin alemdarı olacağı şüphesizdir.
Efendimiz (sas) buyurmuşlardır ki:
"Benim ashabımdan bir kimse,
herhangi bir memlekette vefat ederse, şüphe edilmez ki, o memleket
halkından ne kadar ehl-i iman olarak vefat eden kimseler varsa
yarın kıyamet gününde o halkın önünde, nuruyla ortalığı
aydınlatarak ve onların önlerine düşerek yedecek ve hepsini
biiznillah, Cennât-i aliyata şefaatiyle idhal edecektir.”
(Eyyûb
Sultan, H. C. Öğüt, shf: 130. Timaş, 1998)