MEZAR ODASININ SIRRI

Sayfanın ilk yayınlanma tarihi : 21-11-2006


   O müzenin kapısından içeri girerken karşıma Da Vinci Şifresi gibi esrarengiz bir hikaye çıkacağını bilmiyordum.Bu bir sanduka ve onun altındaki mezarın hikayesi.ama öyle basit bir hikaye değil.Hikaye 13.yy.da başlıyor,1930'da esrarengiz bir aile trajedisine kadar uzanıyor;beni çok etkiledi,sizi de etkileyeceğini tahmin ediyorum.

   Hayatımda ilk defa Konya'ya gitmiştim.Mevlana Müzesinin kapısından ilk adımımı attığımda belki sadece benim hissettiğim mistik bir rüzgar esti,beni içine alıp götürdü.Hayatımda hiçbir mekan daha ilk anda beni bu kadar etkilememişti.İçeriden çok hafif bir ney sesi geliyordu.Sağ tarafta sanki saf tutmuş sandukaları görüyordum.Yanımda Mevlana Müzesi'nin Müdür Yardımcısı Dr. Naci Bakırcı vardı.Mevlana'nın sandukasının önüne gelinceye kadar mistik bir turistten farklı değildim.Ancak o sandukanın önünde Dr. Bakırcı'nın anlattığı müthiş hikaye başladı.Daha doğrusu o sandukanın altındaki "mezar odasının sırrı"...

Nefesimi kestim,onu dinledim.İşte dinlediklerim:

 
   Anlatıldığına göre herşey 1273'te Konya'da kaldırılan bir cenazeden sonra başladı.Mevlana Celalaettin Rumi 17 Aralık1273 günü vefat ediyor.Cenazesine yüz binlerce insan katılmış.Naaşı İplikçi Camii'nden 500 metre ilerideki bir türbeye 8 saatte getirilebilmiş.Halk Mevlana'nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatından çıkmasını istemiş.

  Ancak onlar;

      "Bize İsa'yı da Musa'yı da Mevlana öğretti."
diyerek bunu reddetmişler.

   Eski Türkler'de mezarların altına Farsça "zir-i zemin" yani "zeminin altı" denilen bir mezar odası yapılırmış.Mevlana'nın naaşı da böyle 4 metrekarelik bir mezar odasına konmuş.Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.Sadece bir kişi hariç.Rivayete göre Sultan 4. Murad Mevlana türbesini ziyarete geldiğinde mezar odasının içinde ne oldugunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş.Ancak dönemin mevlevi büyükleri buna kesinlikle karşı çıkmışlar,girmesini engellemişler.Sultan elindeki tesbihi ağzı açık odanın içine atmış veya düşürmüş.Bu tesbihi almak üzere 7 yaşındaki bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş.Bilinen tek şey,odanın iki tarafından aşağı doğru merdiven indiğiymiş.Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş.Dr Naci Bakırcı

       "Çocuğun dilinin neden tutulduğu hala bilinmiyor..!"
diyor.

   İşte bu olaydan sonra "mezar odasının sırrı" iyice merak edilmeye başlanmış.Acaba bu kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu? Bir iddiaya göre oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu.Ancak başka bir iddia daha var ki, "mezar odasının sırrı"nı daha da koyulaştırıyor:

 Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış.Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış.Mevlana'nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu.Kız çocuğu orada yatan Mevlana'yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi.Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor.1640'ta mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor.O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı.Mezar odası sırlarıyla birlikte belki ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.

   Ancak odanın hikayesi burada bitmiyor.Aradan 300 yıl geçtikten sonra Mısır'daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaşanacaktı.Bu olayın iki şahidi varsı.Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt.Öteki de onun yaşadığını Murat Bardakçı'ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca.1930'lu yılların güzel bir gününde Mevlana Müzesi Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir.İçinden:

      "Şu odaya girsem de içinde ne olduğunu görsem..!" diye geçirir.

   Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır.O esnada kapı çalınır,içeri müzenin yaşlı odacısı girer.Bu adam aslında Mevlevi dedesidir.Cumhuriyet'in ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir.Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt'un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler:

     "Sakın oraya inmeyi düşünmeyin..!"

   Ancak bu şaşkınlık müdürü kararından vazgeçirmez.Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir.Halıyı kaldırır.Tam kapağı açmak üzere iken bir adam haykırarak içeri girer:

     " Müdür bey,yetiş.! Evin yanıyor."

Akyurt gelinceye kadar ev kül olur.Tam o sırada eline bir telgraf tutuşturulur.Müze müdürü başka yere tayin edilmiştir.

   Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı.Gün batmış,alacakaranlık etrafa hakim olamaya başlamıştı.Uzaktan gelen kamyonun farları henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu.Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kimbilir hangi hayallere dalmıştı.Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır,çocuk alacakaranlıkta kaybolur.Kamyon durup içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir,çocuk öteki dünyaya göçmüştür.Çocuğun başında duran ikinci adam başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır. O adam Konya'ya tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt'tur.Kimine göre mezar odasının sırrı hala onu takip etmektedir.

   Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya'ya döner.Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlana Müzesi'ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırır :

       "Yetmedi mi? Affet artık..!"

   Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi? Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı?Bunların cevabı yok.Ben bunları anlatan insanlardan dinledim.Bildiğimiz tek şey var: Mezar odası 731 (+1) yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor.Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder.Bilinmezliğin meydana getirdiği bazı mistik duygulara ebediyyen ihitiyacımız olacak.Çünki hepimizin içinde sadece kendimize ait sırların saklandığı küçücük odalar var.Üzerleri kurşunla kaplı küçücük odalar...

___________________________________________________________________


KAYNAK : Gençbeyin Dergisi / Sayı 52 / Sayfa 58 / Akın AKÇA
 

Arşivdeki yazılara bak

 

.:: Sayfanın Başına ::.
 

 



Bu site en iyi Microsoft Internet Explorer 4,0 ve üstü sürümler ile 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir..Mozilla Frefox ile açmayınız..
 

DESIGNED BY Mustafa TERCAN  Copyright © 2005