|
|
|
OĞLUM,BUGÜN YİNE BİZİ YAKTIN.. |
|
Sayfanın ilk yayınlanma tarihi :
3 Mart 2007 |
Mademki hayat tarzlarımızı Atatürk'ten seçtiğimiz hatıra, vecize ve
sözlerle savunup meşrulaştırmak âdet olmuştur, ben de size rahmetliden
bazı hâtıralar nakletmek istiyorum.
 |
"Ramazanların Atam için çok büyük önemi vardı. Ramazan gelir gelmez
incesaz heyeti Çankaya Köşkü'ne giremezdi. Kandil geceleri de saz
çaldırmazlardı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kur'an-ı Kerîm'den bazı
sureler okuturlardı. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin
bir huşû içinde dinlerlerdi.Ruhen çok mütelezziz oldukları her halinden
anlaşılırdı (...)
|
Peygamber Efendimiz'den de büyük takdirle bahsederlerdi.O devirler için hep, 'Hz. Peygamber'in zaman-ı
saadetlerinde' diye saygı kelimeleri kullanırlardı." (Hafız Yaşar'ın
ifadesi; Gottard Jaesche'nin "Yeni Türkiye'de Kur'an-ı Kerim Kursları"
isimli makalesinden)
Bedir Savaşı hakkındaki değerlendirmesi:
 |
"Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslüman'la mahşer gibi kalabalık ve
alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde
kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir. O'nun peygamberliğinin
en kuvvetli delili işte bu savaştır."
(Ahmet Gürtaş'ın "Atatürk ve Din
Eğitimi" adlı eserinden, s. 24 vd.)
|
Fransız gazeteci Maurice Perno'ya verdiği mülakattan:
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar
olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam,
buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey
ihtiva etmiyor."
(Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 85-86)
Bu iktibasları, Prof. Dr. İsmail Yakıt'ın, Ötüken Yayınları'ndan
neşrettiği Atatürk ve Din isimli kitaptan naklediyorum (İst. 2006, 84
s.) Bu mealde çok iktibas var kitapta ama en çok hoşuma gideni, sona
sakladım.
 |
Sene 1916, Ocak ayı, Edirne. Çanakkale cephesinin yorgun ama muzaffer
birlikleri, istirahat maksadıyla Edirne'ye alınmıştır. Ünlü
hattatlarımızdan Kemaleddin Batanay da o esnada 16. Telgraf Bölüğü'nde
hesap memuru (yedeksubay) olarak vatani vazifesini görmektedir.
|
Bir cuma
günü namaz için erkenden Üç Şerefeli Camie gider; esasen hâfız da olduğu
için içinde Kur'an kıraat etmek arzusu uyanır, müezzin mahfiline gidip
görevlilerden izin aldıktan sonra Kur'an okumaya başlar, ardından
müezzinlerin ısrarı ile iç ezanı da okur. Namaz dağıldıktan sonra bir er
yanına yaklaşarak "kumandanım sizi istiyor" deyince Kemâl Bey, "Eyvah,
subay kıyafetiyle Kur'an ve ezan okuduğum için usule aykırı iş yaptık"
endişesiyle neferi takib eder. Maiyetiyle avluda bekleyen kumandan
Anafartalar'ın muzaffer askeri Mustafa Kemal Paşa'dır:
-Oğlum, terbiye görmüş güzel bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim
ve duygulandım. Seni tebrik ederim!
Adını sorar, adaş olmaları dikkatini çekmiştir ve sonra,
"Edirne'de bulunduğum zaman
zarfında ben hangi camiye gidersem sen de o camiye gelecek ve iç ezan
okuyacaksın."
emrini alır.
 |
Bir hafta sonra yaveri Hâfız Kemal Bey'i arayarak M. Kemal Paşa'nın cuma
namazı için Selimiye'ye gideceğini haber verir. Kemâl Bey erkenden
camiye giderek kendisini müezzinbaşına tanıtır; görevlilerin haberi
vardır, buyur ederler. Kemâl Bey, o muhteşem mâbedde bulunmanın verdiği
hazla okuyuşta daha bir özenir.
|
Namaz çıkışı yine avluda maiyeti ile bekleyen Mustafa Kemal Paşa'ya
selam verir, elini öper. Paşa der ki,
-Oğlum, bugün yine bizi yaktın. Gelecek hafta hangi camiye gidersem sen
de oraya geleceksin!
Kemal Bey, ertesi hafta Eskicami'ye gitmesinin emredildiğini kaydetmiş.
(Muhittin Serin, Türk Hat Üstadları 3, Kemal Batanay, Kubbealtı
Neşriyat, s. 31-32)
Ahmet Turan ALKAN
|
Arşivdeki yazılara bak
.:: Sayfanın Başına ::.
Bu site en iyi Microsoft Internet
Explorer 4,0 ve üstü sürümler ile 1024 x 768 çözünürlükte
görüntülenir..Mozilla Frefox ile açmayınız..
DESIGNED
BY Mustafa TERCAN Copyright © 2005
|
|
|