|
|
|
OKULUN ETTİKLERİ... |
|
Sayfanın ilk yayınlanma tarihi : 24-10-2007 |
New York’ta yılın
öğretmeni seçilen Gatto’dan çarpıcı bir yazı:
Kitle
eğitimi çocuklarımıza kötülük mü ediyor,niçin?
OKULUN ETTİKLERİ
30 yıldır öğretmenlik
yapıyorum. Bazen iyi okullarda bazen kötü okullarda çalıştım. Bu
süre boyunca tek şeyde uzmanlaştım, o da sıkıntı. Aslında okul
dünyasında sıkıntı her yerdedir.
 |
En çok da çocuklarda.Onlara neden
sıkıldıklarını sorduğumda verdikleri
cevaplar genelde aynıydı:
“Yaptığımız işler aptalca ve anlamsız!”
ya da “Zaten bildiğimiz şeyleri yapıyoruz.” derler.
Ayrıca
sadece sıralarda oturup kısa teneffüslerde düz bahçelerde gezmek
istemediklerini, gerçek hayatın içinde olan bir şeyler yapmak
istediklerini söylerler. |
Okul ortamında
sıkıntı öğretmenleri de kuşatır. Bir öğretmenle oturup iki çift laf
etmek isteyen kişi öğretmendeki zayıf enerji, bezgin tavır
karşısında hemen oradan uzaklaşmak için bahane aramaya başlar.
Öğretmenlere niçin sıkkın oldukları sorulduklarında suçu hemen
çocuklara atarlar.
Doğrusu benim de
yıllarım öğretmen olarak geçti ama emeklilikte düşünmek için zamanım
oldu. Bu esnada okullarımızı düşündüm; uzun süreleri, içi sınıf
doldurulmuş okulları, mahkumiyet hissi kuşatan sıkıştırılmışlığı,
fabrika gibi çocuksuluk üretilişini... Ve dürüstçe söylersem, okulun
neden bu şekilde olması gerektiğine ait hiçbir delil bulamadım.
Aksine tecrübelerimin de ışığında merak, macera, esneklik, şaşırtıcı
içgüdü gibi gençliğe ait özellikleri teşvik edebileceğimizi
düşünüyorum. Bunun için devasa yatırımlara gerek yok. Sadece okul
öncesi, müfredat, sınavlar konusunda esneklik sağlansa yeter. Çünkü
gençlerin kendi ayakları üzerinde duran yetişkin olmaları için
özgürlüğe, risk almaya ihtiyaçları var ama biz bunu yapamıyoruz.
Her nedense
kendime hep şu soruyu sorarım: “Okullara gerçekten ihtiyacımız
var mı?” Bunu derken eğitimi kastetmiyorum elbette, okullardaki
mecburi eğitimden bahsediyorum: günde 6 saat, haftada 5 gün, yılda 9
ay ve 12 yıllık zorunlu eğitimden…
Bu
bezdirici rutin, gerçekten gerekli mi? Gerekliyse Neden? Hemen önüme
okuma, yazma, matematiği koymayın. Şu anda eğitimi evinde yapan 2
milyon öğrenci akranlarından hiç de geri değil. Bu ülkede okullu
olmakla başarı arasında bir bağ olduğu öğretildi bizlere. Ama tarihi
bakımdan doğru değil bu. Şu anda dünyadaki genel eğilime göre eğitim
tutsaklığına yakalanmadan insanlar kendilerini eğitmeye
çalışıyorlar. O halde neden okul sistemiyle eğitimi birbirinden
ayırmayı ve bu ikisinin farklı şeyler olduğunu görmeye çalışmıyoruz.
Birleşmiş
Devletler’de zorunlu kitle eğitimi dişlerini 1905’te gösterdi. O
zamanlar amaç şöyle konulmuştu:
1)
İyi insan yetiştirmek
2)
İyi vatandaş yetiştirmek
3)
Her insanı en iyi noktaya taşımak
Bu amaçlar şimdi de
aşağı yukarı aynı şekilde sunuluyor. Ama zorunlu eğitimin gerçek
amacını daha 1924’te H. L. Mencken bakın nasıl izah etmiş:
 |
“
Kitle eğitiminin amacı gençleri bilgiyle doldurmak ve
zekaca üstün bir noktaya taşımak değildir. Hiçbir şey hakikatten bu
kadar uzak düşmez. Asıl amaç; olabildiğince çok kişiyi benzer basit
davranışları sergilemeye itmek, standart vatandaşlığı beslemek,
orjinalliği öldürmektir. Bu Birleşmiş Devletlerde de böyledir,
dünyanın başka yerlerinde de..!” |
Mencken’in
söyledikleri bununla bitmiyor. Ona göre Birleşik Devletler zorunlu
eğitimi ordu devleti olan Prusya’dan ithal etti. Prusya’da neden bu
sisteme geçildiğine bakılınca insan tek kelimeyle dehşete kapılıyor.
“Vasat düşünürler üretmek, insanın ruhi boyutunu
bastırmak, çocukların liderlik özelliklerini silmek, boş ve zaaf
sahibi yurttaş yetiştirmek. Bütün bunların hedefi de toplumu
yönetilebilir kılmak.”
20 yıl
Harvard Ünv. Rektörlüğünü yapmış, 2. dünya savaşında atom bombası
projesinde yEr almış, savaştan sonra Almanya’da yüksek komiserlik
yapmış Jomes Bryant Conant’a kulak verdiğimizdeyse kitle eğitimiyle
ilgili yeni çarpıcı bilgilere ulaşıyoruz. Conant bugün Amerika’da
uygulanan standart testin ve kışla gibi 3000-4000 öğrencinin
liselere doluşturulmasından da sorumlu kişidir. 1959’ta yazdığı
kitapta, ülkedeki okulların 1905-1930 arasında uygulamaya konan bir
“devrim” sonucunda oluştuğunu belirtiyor. Ona göre bu
devrimin amacı 1820’lerde Prusya’da yapılanla aynı:
Kapitalist burjuvazi
hareketini tehdit eden köylü ve işçilerin burjuvazi aleyhine
tehlikeli dayanışma içine girmelerini engellemek. İşte modern
endüstrileşmiş zorunlu eğitim bu alt sınıfları bir cerrah bıçağı
gibi bölmeye yarıyor. Yaşa,test başarısına,konu alanlarına göre
sürekli kompartımanlanan cahil kitle,daha çocuklukta birbirinden
ayrılıyor.Artık sonsuza dek tekrar bütünleşmeleri mümkün olmuyor.
Bir başka
Harvard’lı Inglis’e göre modern okulun 6 temel görevi var:
1)
Islah ve uyum:
Okullar otoriteye karşı benzer tepkiler
sergilenmesini sağlarlar. Şüphesiz bu, eleştirel bakışı yok eden
şeydir.
2)
Bütünleştirme:
Bu da yine çocukları birbirine
benzeştirmeyi sağlar.Sonunda tepkileri önceden tahmin edilebilir
toplum meydana gelir.
3)
Teşhis etme ve yönlendirme:
Okul her öğrenciye kendine uygun sosyal
rol bulur.
4)
Farklılaştırma:
Öğrencilerin sosyal rolü tespit
edildikten sonra “sosyal makine” nin izin verdiği ölçüde öğrenciler
o role hazırlanır.Ama rol dışına taşmalarına asla izin verilmez.
5)
Seçme:
Kastedilenin, insanın tercih hakkı
olduğunu sanmayın sakın! Burada maksat Darwin’in “doğal ayıklanma”
teorisidir. Okullar kendi şartlarına uyum gösteremeyen başarısız
öğrencileri “Uygun değildir!” etiketi ile etiketler. Onlara düşük
not verir,aşağı sınıflara koyar, çeşitli cezalar uygular. Böylece
akranları onları “aşağı” kabul eder, aralarına almazlar. Bu şekilde
elenen öğrencilere “ezilenler sınıfı”nın yolu gösterilir,tıpkı
kirlerin halının altına süpürülmesi gibi.
6)
Hazırlayıcılık:
Toplum sistemi kendisini yönetecek elit
gruba ihtiyaç duyar. Bu amaca ulaşmak için çocuklar arasından çok az
kısmı seçilip sessizce elit gruba hazırlanır. Onlara kalabalık
nüfusu nasıl baskı altında idare edecekleri öğretilir.
7)
Akılsız tüketiciler üretmek:
Bir de zorunlu eğitimin çok ilginç başka
hedefi vardır, akılsız tüketiciler üretmek. Bu ihtiyaç 20. tarih
sürecinde üretimin büyük boyutlara ulaşmasıya ortaya çıktı.
20. yüzyılın
başlarında üreticilerin karşılaştığı en büyük sıkıntı şuydu:
Geleneksel Amerikan halkı ihtiyacı olmayan ürünü satın alıp
tüketmenin mantıksız ve tabi olmadığını düşünüyordu. Zorunlu eğitim
tam da burada üreticinin imdadına yetişti. Ama tahmin ettiğiniz gibi
okul çocuklara hiç durmadan tüketmelerini öğretmedi, ondan daha da
iyi bir şey yaptı:
 |
Onlara düşünmemeyi öğretti! Böylece yeni
oluşan serbest pazarda çocuklar oturup yeni çıkacak ürünleri
bekleyen ördeklere döndüler.
Bunun doğruluğunu test
etmek istiyorsanız pazar araştırmalarına bakın. Orada en çok tüketen
iki grubun tiryakiler ve çocuklar olduğunu göreceksiniz. |
Okulla
çocuklarımızı tiryakilere dönüştürmekle iyi iş çıkardı ama bizden
bağımsız bir “çocuklar” kategorisine dönüştürmekle daha iyi bir iş
çıkardı. Bu tesadüf değildi. Çünkü çocukları başka çocuklarla bir
araya getirir; sorumluluk ve bağımsızlıktan mahrum eder; hırs,
kıskançlık, korku gibi saçma duygular geliştirmelerini teşvik
ederseniz onlar belki büyürler ama asla tam yetişkin olamazlar.
Böylece hayatları boyunca “çocuklar” kategorisinde kalan bir toplum
üretirsiniz.
Bunun sonuçlarını günümüz toplum hayatında yaşıyoruz.
Olgunluk hayatın her alanından çıkarıldı. Kolay boşanma kanunları
ilişkiler üzerinde biraz daha gayretli olma ihtiyacını ortadan
kaldırdı. Kolay krediler kişinin bütçesini kontrol etmesini
gereksizleştirdi. Kolay eğlenme imkanları kişinin kendini nasıl
eğlendireceğini öğrenmesini engelledi.Kolay
cevaplar soru sorma ihtiyacını ortadan kaldırdı. Anlayacağınız, biz
hepten bir “çocuk millet” olduk.
 |
Önce TV satın
alıyoruz, sonra da televizyonda
gördüklerimizi…Önce bilgisayar satın
alıyoruz, sonra bilgisayarda
gördüklerimizi…İhtiyacımız olmadığı
halde nokia’nın en son model cep
telefonunu yeni çıktı diye eskisiyle değiştirip satın alıyoruz, kısa
bir süre sonra daha üst modeli çıkınca farkını verip onu satın
alıyoruz. |
Peki çözüm var mı?
Şimdi de iyi haberler:
>>
Okulun ardındaki mantığı anlarsanız onun hilelerinden ve olumsuz
sonuçlarından kendinizi koruyabilirsiniz.
>>
Okul çocukları tüketici ve işçi olmaları için eğitir, siz onları
lider olmaları ve maceraya atılmalarını öğretin.
>>
Okul çocuklara kuru kuruya itaat etmeyi öğretir, siz onlara
eleştirel düşünmeyi ve bağımsız hareket etmeyi öğretin.
>>
Okula bağımlı çocuklar sıkıntılardan kurtulamazlar, siz çocuğunuza
sıkılmamanızı sağlayacak manevi zenginlikleri kazandırın.
>>
Okulda öğretmenler çocukların önüne ciddi malzeme koymaktan
sakınırlar; siz onlara tam olgun olmalarını sağlayacak dinden,
tarihten, edebiyattan, felsefeden, müzik, sanat, ekonomiden ve
sosyal hayattan malzemeler sunun.
>>
Okula ısındırılmış çocuklar yalnız kalmaktan korkmaya
şartlandırılırlar, o yüzden hep TV, bilgisayar, telefon konuşmaları
ve kısa süreli arkadaşlıklarla yalnız kalmaktan kaçınırlar. Siz
çocuğunuza yalnız kalacağı zamanlar ayarlayın. Böylece kendi
arkadaşlığından ve iç diyalog geliştirmekten zevk alabilir.
Ayrıca okulun genç
beyinler üzerinde deney laboratuarı, “davranışları tek
tipleştiren merkez” olduğunu unutmayın. Zorunlu eğitim
çocuklarınıza kazaen hizmet eder, onun gerçekçi amacı çocuklarınızı
hizmetçi yapmaktır.
 |
Çocuklarınızın çocukluklarının uzamasına
da izin vermeyin.
Eğer Fatih Sultan Mehmet genç yaşta
İstanbul’u fethetmişse, Edison 12
yaşında küçük de olsa bir gazete
basmışsa, çocuklarınızın da
yapabilecekleri konusunda konuşmaya
gerek yok. |
30 yıllık
öğretmenlik tecrübemden sonra şunu gördüm: Toplum içinde dahilik de
delilik de yaygındır. Ama biz dahileri bastırıyoruz. Bunun tek
sebebi, cidden eğitimli insanlardan oluşan toplumu
yönetemeyeceğimizden korkmamızdır. Bana göre çözüm basit ve
muhteşem:
Çocuklarınızın kendi
ayakları üstünde durmasına izin verin!
John Taylor
GATTO
( Tercüme : Ömer BALDIK Düzenleme yazı
ve resimler: Mustafa TERCAN )
Arşivdeki yazılara bak
.:: Sayfanın Başına ::.
Bu site en iyi Microsoft Internet
Explorer 4,0 ve üstü sürümler ile 1024 x 768 çözünürlükte
görüntülenir..Mozilla Frefox ile açmayınız..
DESIGNED
BY Mustafa TERCAN Copyright © 2005
|
|
|