PAX OTTOMANA ( OSMANLI BARIŞI  )..


Bu yazıyı internette ilk defa "tecde.net" yayınlanmıştır...Sayfanın ilk yayınlanma tarihi :
08-02-2007


  
Demirperde'nin yıkıldığı ve buna bağlı olarak Asya ve Balkanlarda asayişin bozulduğu 1990'lı yıllardı.Bu dönemde asayişi bozulmuş ülkelerden biri olan Arnavutluk,bir taraftan yeni yönetim şeklini arıyor,diğer taraftan da eski rejimin kalıntılarından kurtulmaya çalışıyordu.İnsanlar sokaklara dökülmüş,yürüyüş yapıyorlardı.Bu hadiseleri haber olarak veren televizyon kanalının kamerası bir gencin taşıdığı "PAX OTTOMANA" yazılı pankarta odaklanmıştı.Bu sırada sipikerin de tercümesini verdiği pankarttaki "OSMANLI ADALETİ İSTİYORUZ" yazısı,doğrusu,insanlığa çok şey anlatıyordu.

Dünya tarihine bakıldığında görülen bir gerçek vardır:
 
 Hemen her çağ ve dönemde askeri,ekonomik,siyasi ve idari açıdan zamanın en güçlü devletleri,daha zayıf olan diğer ülkeleri,günümüzde de örneklerini kolayca görebileceğimiz gibi ya doğrudan kendi idareleri altına almışlar veya tesirleri altına alarak üzerlerine dolaylı bir hakimiyet kurmuşlardır.


    "Süper güçler" hakimiyetleri altındaki ülkelerin idari,siyasi,mali,askeri her türlü işine karışarak,genelde son sözü söyleyen taraf olmuşlardır.Hakim güçler,tesirleri altındaki devletlere ya zor kullanmak suretiyle zulüm,baskı ve sömürü politikaları uygulamışlar veya adaletli davranarak hakemlik yapmışlardır.

  
Geçmişte süper güç olarak tarif edilen Osmanlı,bu ikinci gruba girmektedir. Osmanlı'nın hüküm-ferma olduğu döneme Batılılarca "Pax Ottomana" denmektedir.Kısaca "Osmanlı Barışı" manasına gelen bu tabir,Osmanlı'nın süper güç olduğu 15. ve 18. yüzyıllar arasında hakim olduğu geniş coğrafyada tesis ettiği dünya barışını ifade etmek için kullanılmaktadır.

 
  Fatih'in İstanbul'u fethiyle büyümeye başlayan devlet,kıa sürede Balkanlara,Ortadoğu'ya,Kuzey Afrika'ya,Kafkasyaya ve Avrupa'nın bir kısmına sahip olmuş ayrıca buralara komşu ülke ve coğrafyalarda da hakim unsur haline gelmiştir.Osmanlı bu hakimiyet öncesi siyasi dengelerin bozuk olduğu ve milletler arası barışın hakim olmadığı bu mekanlarda uyguladığı hakkaniyetli ve adaletli politikalarıyla "barışı tesis eden otorite" olmuştur.

  
Osmanlı,Balkan Yarımadası'na 15. yüzyılın ikinci yarısı ile 16. yüzyılın başlarında hakim oldu.Hemen hemen tamamı Hıristiyan olan Sırplar,Bugarlar,Hırvatlar,Boşnaklar,Karadağlılar,Macarlar,Ulahlar'dan oluşan bölge halkı,aralarındaki anlaşmazlıklardan dolayı çatışma ve kaos içindeydi.Hatta "Balkan" kelimesi pek çok milletin dilinde;bölünmüşlüğü,parçalanmışlığı ve kargaşayı ifade eden bir tabir olarak kullanılır olmuştu.

   Bölgeye büyük bir askeri güç ve siyasi akıl ile giren Osmanlı,burada istikrarı kurdu ve yüzyıllarca buraları müsamahaya dayanan bir siyasetle adil bir şekilde yönetti.Osmanlı,daha önceki zaptettikleri topraklardaki Müslümanları kılıçtan geçiren bu insanlara,aynı şekilde davranmayıp aksine din,dil ve kültür hürriyeti verdiği gibi,herhangi bir etnik temizliğe veya zorla din değiştirme gibi bir yola da başvurmadı.Ayrıca Osmanlı,onların kendi kimliklerini korumalarına özen gösterdi,asla asimilasyon politikası uygulamadı.

Osmanlı'nın hakim olduğu diğer bir coğrafya ise,halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Ortadoğu idi.Bu tarihten önce Moğol zulmü ve Fatimi baskısı altında uzun yıllar geçiren Arap dünyası,Osmanlı bayrağı altında geçirdiği bu huzurlu asırlarını daha sonra hiçbir zaman yaşayamamıştır.Bugün önemli problemlerin yaşandığı Filistin,İsrail ve Lübnan,Osmanlı döneminde barış içinde yaşayan bölgeler idi.

Bu yerler sadece bölge insanlarının değil,dünyanın her tarafından gelen tüccarların rahatça ticaret yapabildiği,zengin bir ticaret merkezi vazifesini yıllarca sürdürdü.Ortadoğu tarihinin hiçbir döneminde Osmanlı'nın hakim olduğu dönem kadar,bir barış ve huzur dönemi yaşanmadı.Osmanlı buralarda sadece huzur ve asayişi temi etmekle kalmamış,dine ve Hz. Peygamber'e olan hürmetinden dolayı her yıl gönderdiği Sürre Alaylarıyla buralara büyük maddi yardımlar yapmış,kurduğu vakıflarla da bu hayırları devamlı kılmıştır.

   Osmanlı'nın hakim olduğu Kafkaslar ve Kuzey Afrika'da asayiş bundan farklı değildi.Rus ilerleyişinin kesafet kazandığı 18. yüzyıldan sonra Kafkasya,barış dolu günleri bir daha göremedi.Halbuki Osmanlı'nın hükmettiği diğer bölgelere benzer şekilde çok kavimli ve çok dinli olan Kafkasya,tarih boyunca bünyesindeki unsurları bütünlüğe dönüştüremeyen bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır.

   Zıt unsurları bir pota içerisinde değerlendirerek renkliliği koruyan ama bu renkliliği çatışmaya götürmeyen bir politikanın varlığı ile bu milletler,o dönemi barış içinde geçirdiler ve günümüze kadar varlıklarını korudular.

Osmanlı hakimiyetinde yaşayan milletlerdeki bu barış havası,diğer bölgelerde de oldukça tesirliydi.

   Mesela;binlerce kilometre uzaktaki Açe'de yaşayan Müslümanlar,kendilerini tehdit eden Portekizlilere karşı Osmanlı'dan yardım istemiş,Portekizliler geri adım atmıştı.Diğer devletler,Osmanlının hakimiyeti ve koruması altında olan devletlere zarar vermeye cesaret edemedikleri gibi,özellikle Avrupa'da devletler arası münasebetlerde Osmanlı asla gözardı edilmezdi.


Diğer Avrupa devletlerinin ilk dikkate aldıkları ve kendi aralarındaki münasebetlerde bile ne söyleyeceğine baktıkları Osmanlı,buralarda da devamlı denge unsuru olmuştur.


   Etnik yapıları ve dini inanışları birbirinden oldukça farklı toplulukların farklı beklentilerini,ortak bir noktada buluşturan Osmanlı,kilise,cami ve havranın yan yana durduğu bir üst kültür tesis edebilmişti.Osmanlı'nın kurmaya çalıştığı "Nizam-ı Alem" mefküresinin özünde "İlahi Mesuliyet" şuuru bulunmaktadır.

Osmanlı'nın yaptığı fetihler de, bu mesuliyet duygusuna dayanır.

Yeni devletler fethetmek,geniş topraklar elde etmek,güçlü devlet kurmak,halk kitlelerini yönetmek gibi pek çoklarınca büyük görünen hedefler,Osmanlı için birer vasıta olmaktan ileri gitmiyordu.Çünkü İslam dininin bu konudaki emri "dünyalık elde etmek" değil; "İ'lay-ı Kelimetullah" yani Allah'ın adının ve dininin her yere duyurulması,yüceltilmesi ve İslam nimetinden bütün insanlığın istifade etmesinin sağlanmasıydı.

   Mensubu bulunduğu İslamiyet'in çizdiği bu sınırlar içerisinde,idaresi zulme değil adalete dayanan Osmanlı,insan hak ve hürriyetlerini,çağı itibariyle en geniş manada uygulanmaktaydı.Osmanlı'da sadece farklı dinlerde olanların haklarının verilmesi yanında,aynı dinin farklı mesheblerine mensup olanların da haklarına riayet ediliyordu.Mesela 16. yüzyılda Katolik Habdburgların baskısı altında olan
Protestanların,Osmanlı için söylediği,

"Türklerin eline düşmek,Frenklerin eline düşmekten daha iyidir."

sözü tarih kitaplarına kadar girmiştir.Endülüs'ün son şehri Gırnata'nın İspanya'nın eline geçmesinden sonra dünyada eşine zor rastlanır dini baskıya maruz kalan İspanya Müslümanları ve Yahudileri,çareyi bir başka Avrupa devletine sığınmakta değil,Osmanlı devletine sığınmakta buldular.İspanya'daki binlerce Müslümanın yardımına giden Osmanlı donanması,Yahudileri de Katolik İspanya'nın elinden kurtardı.Hatta kendi ülkelerinde yerleşmelerine,ticaret yapmalarına,varlıklarını sürdürürken kimliklerini korumalarına yardımcı oldu.Ardından Almanya Yahudilerini saymak lazım.Osmanlı tarihi uzmanı Robert Mantra'ya göre Osmanlı'nın barış ve adaleti,onlar açısından nihai mutluluk değildi.Ama tarihin hiçbir döneminde bir daha göremeyecekleri bir mutluluk ve barıştı.

   Osmanlı'nın yükseliş döneminde (15. yüzyıl) kurmuş olduğu bu dünya barışı nizamı,17. yüzyılda başlayan duraklama döneminde de tesirini devam ettirdi.Ancak 18. yüzyılda artık gücü kalmayan ve çöküş sürecine giren Osmanlı'nın dünyada da tesiri bu sürece paralel azaldı.Dünya sahnesine yeni güçlerin çıkmasıyla Osmanlı idaresi altındaki milletler birer birer ayrılmaya başladılar ve artık dünyada "Osmanlı Nizam-ı Alemi" yerine bu güçlerin istek ve menfaatleri doğrultusunda farklı bir düzen şekillenmeye başladı.

   Bütün bu gelişmelerin neticesinde bir güç haline gelen Rusya,Kafkasları hakimiyeti altına aldı.1900'lü yılların başlarında ise,Balkanlar Osmanlı hakimiyetinden ayrılarak halen devam eden bir kargaşaya düştü.Bir müddet sonra da tesirleri ve zararları itibariyle herkese dokunan Birinci Dünya Savaşı başladı.İkinci Dünya Savaşı felaketi ise,bundan sadece çeyrek asır sonra oldu.

   Osmanlı Barışı'nın yerine getirilen hiçbir formül,bu tarihten sonra da çözüm olmadı ve Balkanlardaki kargaşa artarak devam etti.Son olarak Yugoslavya'da Sırplar,Boşnaklara karşı bir soykırıma girişti.Dünya devletleri,uzun müddet buna seyirci kaldı.Çok geç de olsa bu soykırıma müdahale edilebildi.Bu sırada bölgeye vazifeli olarak giden ve çaresizlik içinde kalan Amerikalı generalin o dönemki Dışişleri Bakanımız Hikmet Çetin'e söylediği şu sözler,Osmanlı Barışı'nın büyüklüğünü bu defa askeri bir yetkilinin ağzından bir defa daha duymamızı sağlamıştır:

  
"Sayin Bakanım,Siz Osmanlı döneminde bu lanet olası yeri,bu kadar uzun yıllar hiç kavga-dövüş olmadan sulh içinde nasıl idare ettiniz Allah aşkına..!

Aynı dönemde Ortadoğu'da da durum bundan farklı değildi.Güç odakları,coğrafyanın parçalanmasına ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen kavgaların başlamasına sebep oldu.Kısacası Osmanlı'nın bu topraklarda tesis ettiği barışın ne manaya geldiği,bu bölgelerin bugünkü durumlarına bakılarak ta anlaşılmaktadır.

Burada halen devam eden kargaşanın en önemli sebebi,Osmanlı Barışı'nın sona erdirilmesidir.

   Bugün biz Osmanlı Devleti'nin kurduğu ve Batılıların da taktir ettiği "Osmanlı Barışı" hakkında sadece güzel şeyler söyleyebiliyoruz.Fakat bugün dünyada jandarmalık yapan süper güçler hakkında,gelecek nesiller ve tarih kitapları acaba neler söyleyecek?

KAYNAK: Sızıntı Dergisi

Arşivdeki yazılara bak

.:: Sayfanın Başına ::.



Bu site en iyi Microsoft Internet Explorer 4,0 ve üstü sürümler ile 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir..Mozilla Frefox ile açmayınız..
 

DESIGNED BY Mustafa TERCAN  Copyright © 2005