KURTARMAK MI KURTULMAK MI?
Yıllar yılı hep yaptığımız bir hata:
“Kurtarmak…”
Bir nevi “kahramanlık sergilemek...”
Asl olan “kurtarmak” değil, “kurtulmaktır”
aslında.
Başkasına huzur sağlamanın yolu, kişinin
kendisinin huzurlu olmasından geçer.
Kendisine fayda sağlamayan, başkasına
fayda sağlayamaz ki...
*
* *
Yıllar yılı bazı dindar geçinenler
“İslamiyet’i” hep tehlikede gördüler.
İslam’ın korunması gerektiğine
inandılar...
Bu mana da yeri geldiğinde cihattan,
kırmadan-vurmadan dem vurdular…
İslam’ı kurtarmayı kendilerine yegâne
mefkûre edindiler.
Kendilerini İslam’ı korumaya adarlarken,
ne hikmetse İslam’la kurtulmayı akledemedik..
En azında birinci öncelikleri İslam’la
kurtulmak olmadı…
Ne İslam’ı koruyabildiler, ne de
kendilerini…
Kendilerini korumaları şöyle dursun gün
geldi, İslam’la olan ilişkilerinde ciddi tezatlığa düştüler…
Bir zamanların mücahitleri gün geldi çarşı
pazarının ekmekçileri oldular… Haram-helal, haklı-haksız,
aldatma-aldanma… demeden…
Bir zamanlar “Allah’ın hükmüyle
hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” ayetini dillerine dolayıp
kendilerince ideolojilerine slogan, parola edip, memlekette Müslüman
bırakmayanlar gün geldi bankaların, partilerin, ihale veren kurumların…
kapılarını aşındırmada yarıştılar…
Dünyayı terk etmede yarışanlar, gün gelip
parayı, makamı, şanı, şöhreti gördüklerinde “eskiye rağbet olsaydı
bitpazarına nur yağardı” deyip geçmişe sünger çektiler…
Bütün bunlar ilk iliğin yanlış
düğmelenmesindendir… Yanlışlık; ilk adımda, hatta zihinde başlamıştı…
“Kurtarmak” değil, “kurtulmak” için
İslam’a, dine sarılmalıydılar, sarılmalıydık, sarılmalıyız…
*
* *
Dindarların sokağında durum böyle iken,
diğer sokaklar sanki çok mu farklıydı…
Bazıları kendilerini İslam’ı kurtarmaya
adamışlarken, bazıları da “Cumhuriyet’i”, “Demokrasi’yi”, “Laikliği”
“Komünizm’i”, “Marksizm’i” kurtarmaya kendilerini adamışlardı…
Üzücü olan hatlardan ders çıkarmamak ve
yanlışın neresinden olursa dönmeyi fazilet olarak görmemek…
Dindar kesim, hepsi olmasa da büyük
çoğunluğu hatasını anladı ve hatasından döndüler, dönüyorlar… Buna
pozitif yönde bir değişim de diyebiliriz… Ama böyle bir değişimin her
sokakta gerçekleştiğini söylememek maalesef mümkün değil…
Halen “Cumhuriyetin tehlikede olduğunu ve
korumak için seferberlik ilan edenler…
Atatürk’ün korumalığına soyunanlar…
Kendilerini Laikliğin canlı kalkanı olmaya
adayanlar…
Ne hikmetse bunlarla kurtulmayı
düşünmediler hiç…
Tehlikeyle karşı karşıya kalanların
kendilerinin olduklarını hiç görmediler…
Çünkü bu kavram ve değerler kendileri için
bir huzur ve yaşam reçetesi olmaktan çıkıp ideolojik bir unsur olmuştu
artık… Bu değerler ve kavramların varlığı, muhafazası; korunma ile
değil, yaşayarak, yaşanılarak söz konusu olduğunu göz ardı ettiler.
İnandıkları gibi yaşamayanlar, yaşadıkları
gibi inanmaya başlarlar…
Cumhuriyeti, Atatürkçülüğü, Laikliği,
Demokrasiyi kendi yaşam tarzlarından ibaret olarak gördüler…
Taha AKYOL, Hangi Atatürk? diye soruyor…
Keşke bir de Hangi Laik, Hangi Cumhuriyet,
Hangi Demokrasi diye de sorsa, soruştursa…
Bu gibi kavram ve değerlerin korunmaya
ihtiyacı yoktur... Onlarla hayatımızı daha güzel idame etmek için bizim
onlara ihtiyacımız vardır. Bunun için içselleştirmeliyiz bunları.
Korumak için dışa karşı verilen seferberlik, içselleştirmediğimizin en
büyük bir delilidir.
Yanlıştan dönmek bir fazilet, hatlardan
ders almak akıllı insanın kârıdır.
Aklın yolu ise birdir.
Enerjimizi; değerlerimizi, dinimizi,
örfümüzü, kültürümüzü korumak için sarf etmeye kalkışmamalıyız;
enerjimizi kendi nefsimizde özümsemek için sarf etmeliyiz…
* * *
Bir diğer sınıf ki, mahallenin yaramaz
çocukları…
Bu değerleri kendi çıkarlarına,
menfaatlerine, kirli işlerine alet ederler ki bunları bilmek, tanımak da
zaten akl-ı selim vatandaşın görevi…
Ama bu sınıf hakkında sadece şunu
söylemekle yetineyim, çünkü bu ayrı bir konu…
“En” ile başlayan “perver” “seven” ile
biten her türlü yakıştırmanın arkasında acaba ne tür rezaletlerini
saklıyorlar bunlar diye zanda bulunmak ve şüpheli yaklaşmak kendini aklı
selim kabul eden her vatandaşın asli vazifesi olsa gerek…
Hakkı YİĞİT/MALATYA