İSTİHBARAT ZAAFI
7
Ekim 2007 günü bir gurup PKK'lı terörist Şırnak'ın Gabar Dağında
operasyondan dönen timi pusuya düşürüp biri astsubay 12 fidan gibi
askerlerimizi şehit etmişti. Daha bu şehitlerimizin kanı kurumadan
bizleri kahreden bir acı haber daha aldık.21 Ekim 2007 tarihinde
Hakkari’nin Dağlıca bölgesinde sınıra 2 kilometre mesafede, 150 -200
kişilik bir PKK grubu Dağlıca Karakoluna baskın düzenliyor. Yine 12
Askerimiz şehit oluyor.16 yaralı, 8 askerde kaçırılıyor. Bu beklenmedik
olaylar yaşandığında binlerce askerimiz sınırda konuşlanmıştı. Yani bu
bölgede teyakkuz halindeydik. Uçaklarla kritik yerler sürekli
taranıyordu. Benim cevabını bulmamda zorlandığım soru şu. Sınır Ötesi
Operasyonlara hazırlandığımız bir bölgede, bir grup teröristin Kuzey
Irak'taki kamplardan kalkıp sınırdan içeri sızması ve bu eylemi
gerçekleştirmiş olması.
Bu 150–200 kişilik grup ya tamamı birden sınırımızdan içeri girdiler
yada birkaç kişilik küçük topluluklar halinde içeri girip burada
birleştiler. Her ne şekilde olursa olsun biz bu hareketliliği
görememişsek, duyamamışsak önceden haber alamamışsak bizde çok, çok
büyük bir istihbarat zaafı var demektir. Bundan pek çok kişi ve kurum
sorumludur. Bundan MİT sorumludur, Askeri ve Sivil istihbarat
sorumludur. Bu sorumlulardan biri ben görevimi tam manasıyla yapamadım
bu vesile ile görevimi bırakıyorum veya emekli olup hatıralarımı
yazacağım diyen biri görüldü mü?
Bu
kurumların yıkıcı bölücü unsurlara tam odaklanamadıkları çok acı da
olsa görülüyor. Çünkü 28 Şubat 1997 tarihinden sonra İstihbarat
birimleri hangi görevlinin eşi başörtülü. Kim namaz kılıyor. Kimin
parmağında Gümüş yüzük var. Kimin ayak bileklerinde nasır oluşmuş gibi
saçma sapan bilgileri topladılar ve tasnif ettiler. Bu gün ülkemizde
istihbarat faaliyetleri hala ideolojik bir görüş çerçevesi içerisinde
yapılmaktadır. Askeri bürokraside çok önemli bir istihbarat bilgisi,
Sivil bürokrasi tarafından pek önemsenmediği görülebilmektedir. Bu
nedenle Askeri ve sivil istihbarat kurumlarının bir bilgi karşısındaki
tepkileri de değişik olmaktadır. Bu çok başlılık, bu koordinasyonsuzluk,
istihbarat reflekslerinin örtüşmemesi istihbarat kurumlarımızın kendi iç
düşkünlüklerini ve zayıflıklarını karşımıza çıkarmaktadır.
Şükürler olsun ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarılı operasyonu ile
milletimiz moral bulmuş ve rahatlamıştır. Bu büyük darbeden sonra PKK iç
savaş şartlarının oluşması için, Kürt kanaat önderlerine ve aydınlarına,
hatta DTP’li milletvekillerine karşı suikast yapma ihtimali vardır.
İstihbarat kurumlarımız ve güvenlik birimlerimiz bunu inşallah göz ardı
etmezler.
Bizim
tek temennimiz tüm istihbarat birimlerinin yetki ve sorumlulukların
önceden tespit edildiği bir koordinasyonun sağlanması. Veya yürütme
karmaşasının olmadığı
yeniden yapılanmış bir istihbarat teşkilatının oluşturulması.
YENİ CAMİİ
Yeni
Camii, Bu caminin yerinde bulunan ve ulemadan Hocazade Hacı Yusuf efendi
tarafından 1843'lü yıllarda yaptırılan camiinin, 31 Mart 1893 yılındaki
büyük depremde yıkılmasından sonra, aynı yere Malatyalılarca yardım
paraları toplanarak yaptırılmıştır. Yardım paralarının yetersizliğinden
dolayı, II. Abdülhamit Han 'dan da yardım istenmiş Padişah on bin altın
lira para göndermiştir. Ancak bu katkıdan sonra 1912 yılında inşaatı
bitirilmiş ve ibadete açılmıştır.
Osmanlının son dönemine ait, kesme taştan yapılmış iki minareli bu
güzide yapıya herhangi bir isim verilmediği için Malatya da Teze Camii,
Ulu Camii, Taş Camii ve de Yeni camii gibi isimlerle anılmıştır.2005
yılındaki restorasyondan sonra kitabesine Hacı Yusuf Camisi diye
yazılmıştır.
Bu
Caminin yapılmasında en büyük katkıyı 2.Abdülhamit Han vermiştir. Bu
parasal yardım olmasaydı bugün belki bu cami Malatya’mızda olmayacaktı.
Beklide çok uzun yıllar sonra küçük bir mescit görünümünde
yapılabilecekti. İşte bu nedenlerden dolayı bu caminin isminin
(Abdülhamit Han Camisi) olarak adlandırılmasını çokça hatta çok'un da
fevkinde hak ediyor.
Kamuoyu oluşturması dileği ile, Malatyalı hemşehrilerimizin bilgilerine
sunulur.
MTB